1599

Bir kadının çığlıkları bütün kasabayı sarmıştı . Öyle çığlıkları vardı ki her çığlık attığında ağlamak istiyordum. Bir kaç gergin insana bakıyordum oturduğum yerde . Şarabım henüz bitmiş ve bu gün ki hasılat 1 şarap parasına bile yetmemişti . Artık insanlar dilencilerin dediklerini umursamıyordu. Oysa çok kullanışlıydık , hayalet sayıldığımız için kimse bizi gerçekten görmüyordu ve bizim de onları görmediğimizi zannediyorlardı . Fakat görüyorduk , konumuz da bu değil .

Yere serdiğim kirli bezi kucağıma döktüm , paramı cebime koydum ve yürüyerek dilenmeye devam ettim . Karşımdan bir at arabası geliyordu . Önüne atlayıp durdurdum . Arabacı sinirlendi ve üstüme doğru yürümeye başladı . Bir sol kroşe çıkardı karnıma . Karnımı tutarak eğildiğimde bir sağ çıkardı burnuma . Tekrar doğruldum ve sağa doğru çekildim . Araba devam etti . Ağzıma dolan kanı arkasından tükürdüm ve kendimi yere doğru bıraktım . Biraz dinlenmeye ihtiyacım vardı . Sokaktan aldırışsız geçen bir sürü insan vardı . Aniden bir çocuk tepemde durdu . “Noldu , hastalandın mı ? ” dedi ve devam etti .

“Benim annem de böyle hastalanmıştı . Yere yattı ve bir daha kalkmadı . Gözleri de kapalıydı galiba . Sende mi öyle hasta oldun ? ”

“Hayır sadece dinleniyorum”

“Neden çamura yattın ki , senin evin yok mu ? ”

“Var , gördüğün her sokak benim evim ”

“Çok büyük ve çok kirli bir evin varmış . ”

Dizlerimin üzerine çıkıp gülümsedim . Saçını okşamak istedim ama ellerim kirliydi . O da bana gülümsedi ve “İyileşmene sevindim . Görüşürüz kirli amca” dedi , gitti . Arkasına düştüm bende . Takip etmeye başladım . Yolun kenarında bir kasa şarap gördüm , hiçbirinin üzerinde alarm yoktu . Bir tanesini alıp , mantarını tirbüşon ile çıkardım . Tepeme diktim . Gözden kaçırmamak için ufak bir yudum aldım ve takibe devam ettim . Seke seke yürüyordu . Etrafında olan vahşeti görmüyor gibiydi . Yavaş yavaş limana doğru yöneldi . Bir balıkçı teknesine doğru ilerlemeye devam etti . İçinde duran adama seslendi ve boynuna atladı . Adam küçük çocuğu öptü , kokladı , sarıldı ve yanına oturttu . O an onu çok kıskandım . Yerinde olmayı herşeyden çok istedim . Başka bir adam daha yaklaştı . Onlara biraz daha yaklaştım ve kulak misafiri oldum . Anlaşılan adam kızın babasıydı ve balığa çıkacaktı fakat çocuğa bakacak kimse yoktu . Bir hız ile atıldım ve “Bayım ! ” diye seslendim . Beni görünce anlam veremedi , garip garip süzmeye başladı . Üstümde ki markalı ama kirli elbise onu şaşırtıcı bir merak içine sürüklemişti .

“Buyrun , kimsiniz ?”

Ben cevabı vermek üzereyken küçük kız arkadan atıldı

“Aa , kirli amca . Dinlendin mi ?”

“Evet dinlendim .” dedim . Adam bana baktı ve biraz sinirlendi.

“Kimsin kardeşim sen ?”

“Adım Melon . Kızınız ile yolda tanıştık . Galiba kendisi için bir bakıcıya ihtiyacınız var ?”

“Yok kardeşim hadi git yoluna” dedi . Arkamı döndüm ve yoluma devam ettim . Bir an için beni adamın ya da küçük kızın geri çağıracağını umudum ama olmadı . Telefonumu çıkardım . Arayacağım tek bir insan numarası yoktu . Yalnızlığımın yüzüme vurma sesini kulaklarımda duydum . Limana doğru yeniden döndüm . Yürürken koşmaya , koşarken düşmeye başladım . Hiç gerçek olamayacak bir hayale doğru düşüyordum . Çaresizliğime bile acıyacak bir canlı yoktu . İnsanlar soğuktu , üşüyordum . Öyle tatlı geldi ki uyku , kendi rüya tanrısının kollarına attım . Garip olmayacak belki ama öldüm..

Öldüm ve öldüm

Güneş Mi Doğuyor Kaptan ?

Bu gelen rüzgar da neyin nesi ?
Çorak toprakları mı aydınlatacak
Bir rüya hızı ile geliyor belki
Belki de sadece bir rüya kadar kalacak
Güneş mi doğuyor kaptan , sen daha iyi
Sen daha iyi ve daha çok seversin
Bilemem ben henüz bir bahane
Günlerce sarhoş koşmak lazım
Bir yandan oyun oyna
Bir yandan hayatı kovala
Yerin altından sesler geliyor kaptan
Binlerce tomurcuk bize ateş açacak
Solacak düşüncelerimiz ve kaygılar
Yalvarırcasına terk edeceğiz bu dünyayı
Artık ne sen ne ben düşünmek istemeyiz
Çünkü konunun uzmanı bazı bilir kişiler
Artık yalnız kalmayı doğru bulmuyor
Yeni bir çağ başlıyor ilk kez
Savaş alanlarında sevişmeyi öğretiyor bize
Tarlalarda yürümeyi tercih ediyor
Medeniyetler ittifakı sıkıntıda halbuki
Ney sesleri yükselirken sema da
Gökyüzü mü uyuyor kaptan bu aralar
Neden kaymıyor bir kaç gezegen üstümüze
Oysa ne güzel ölürdük şimdi
Sıcak demli bir çay ile elimizde
Sen de seversin belki beni
Ölümün hatırına yahut çay içtiğin için
Ezbere ölüyorum bu aralar kaptan
Yazamadığım da çok şey var halbuki
Birileri gülüyor bana aşağı kamaradan
Önemli bir adam galiba
Bütün karıncalar onun odasında
Bereketli çığlıkları var gemiyi saran
Malum ben pek mübarek değilim
Pencerelerim de çiçek açmaz
Zaten ben de çiçekten anlamam
Varsa yoksa yazamam dünyaya
Yazamam çünkü ben kaptan da olamam
Sen kaptan kal ki ben
Ben yaşarken ölebilirim
Ve sadece ölümü bilirim kurşun kadar
En korkulan oturur göğüsüme
Yalnızlık kadar senfoni ve lanet
Bir demet suçluluk duygusu ile
Günlerce yatakların altında seyrettim
Kapının altından süzen ışıkları
Ne de güzel ölümü unuttum diyordum
Kapı bir kez daha açıldı
Sen mi açtın kaptan kapıyı bu saatte
Peki kime emanet bu minyatür gemi
Haa. Batıyoruz demek , bu yeterince iyi
Veda edin karıncalara , kendinize sarılın
Islanmadan ölmeye çalışın
Ve sen kaptan her şeyin için var ol
Var ol ki bir kişi anlatsın rüyamızı
Çünkü uyanık halde rüya görmek
Ölmek gibidir bazen ve mutluluk gibi
Son kez söylüyorum ve okuyorum
Bizler bu gemi ile birlikte düşeceğiz
İlla kalkacağız bir gün kaptan evet ama
Kalkarken de yine kaybeceğiz .

Cennet Ehli Nasıl Bulunur ?

Bilmem emin miyiz ama dünyada hala kimsenin ölmediği topraklar var . İnsan oğlu’nun adım atamadığı yahut atmadığı yerler . Hiç düşündünüz mü , neden hala böyle yerler var ? Ben düşünmedim . Çünkü kendimi suçlu hissettim . Ayak bastığı her yere ölüm getiren bir biyolojiye ait olduğum için . Kendime karşı işlediğim suçlar ile yaşadığım için .

Peki nedir bizi bu suçluluk duygusundan kurtaracak ?

Aslında çok basit . Varlığımızı bir varlığa adamak . Bir başkasının hayatı için yaşamak . Bir düşün ; herkes bir başkası için yaşasa dünya çok güzel bir yer olurdu . Herkes bir başkası için yaşarsa kimse üzülmezdi . Öyle mi sence ? Neden hayır dediğini biliyorum . Çünkü zaten herkes başkaları için yaşıyor . Başkalarının lafı her zaman daha önemli . Elalem , aile , arkadaşlar , tanıdıklar vs. bir konu hakkında karar verdiğinde çoğu insan o karara uyuyor ve bu kadar yaşıyor . Nedir bu kanseri bizden kurtaracak diye sorarsan gerçekten bir başkası için armağan olmaktır . Üzülmesin diye üzülmek ve ölmesin diye ölmek . Ne zaman bir başkası için yaşamaya başlarsan o zaman bir sıfatın ve bir adın olur . Baba gibi , Anne gibi , Dost gibi . Ya da Aşık gibi , Sırdaş gibi .

Sonradan Cennet Ehli olunmaz belki ama Cennet Ehli sonradan da sora sora olmasa da soluyarak bulunur . Bir başkasının mutluluğu ve huzuru için attığın adımlar seni çıkmaz sokaklara götürür . Bir çare bir çıkış yolu aradığın ve hiçbir şeyin düzelmeyeceğini zannettiğin o an , bir yağmur yağar şehrine . Köpekler ulumaya başlar . Kendini bir savaş alanında gibi hissedersin . Ölmek için bir kurşun ararsın . Bir kurşun olmasa da bir kuşun kanadı hafifliğinde bir el dokunur omzuna . Cennet Ehli’dir o . Ah Cennet Ehli . Görebileceğiniz en güzel rüya . Ve uykularınızı adayacağınız tek varlık . Armağan olmak istersiniz ona . İşte Cennet Ehli’ni gerçekten şimdi aramaya başlarsınız . Baktığınız her yüzü istemsizce onun yüzüne benzetmek , göremediğinde kahrolup yine de devam etmek için bir nefes daha alırsınız . Şarkılar dinlersiniz . Belki iki nota arasına sıkışmış olabileceğini düşünür ve şarkıyı kendiniz söylersiniz . Onu hatırlatır bütün güzel şeyler . Somurtkan bir kasiyer yahut bir otobüs şoförü , bir maganda kurşunu , bir poster , bir çizim hatta içtiğiniz çay bile size onu hatırlatır . Yanıtsız sorular ve amaçlar .

Ama tüm bu aramalar boşunadır . Ne sesinizi duyan biri vardır ne de çaresizliğinizi gören . Yandıkça yanar , battıkça batarsınız . Bilmem ki Cennet Ehli’ni yeniden görür müyüz ? Onun bizi gördüğü kesin , fakat gelmediği de bir gerçek . Cennet Ehli isterse bulunur , istemezse kaybolur . Biz de arar dururuz , belki bulur , belki biz de kayboluruz .

Kışın Acılar İki Katına Çıkarmış

Üşür mü paramparça benizli kadın
Hala sabaha çok var , bir tane daha çıkart
Hoşuna gidiyor insanın tek eksiği
Bu caddeye sensiz girmek istemiyorum
Sensiz kalmak zaten isyan için yeterli
Cennetleri ne kadar hatırlarsın ?
Kaç senfoni kaldırdın o küçük omuzlarınla
Ne kadar lazım seni derin kuyularda
Yalnız bırakmamak için soğuklarda
Sen demiş bulundun sanki
Kışın acılar iki katına çıkar
Beni sevmediğini tek tek tekrarladım
Sürgün olan mevsimler ile birlikte
Bazen haber salar bir küçük kasaba
Cennet Ehli burdan uzaklara geçti diye
Göçtün mü sahiden deniz fenerlerinden
Halbuki sana ne çok şükür etmiştim
Belki de sen konuş benimle birlikte
Birlikte bir şeyler ölmeli soygunca
Evet mermi ağırlığında bu ağrılar
Oysa ne güzel güler ne güzel bakar
Öyle sessiz ağlardın sen fotoğraflarda
Pikniğe hiç gitmemiş çocuk misali
Yahut sen de mi askıya alındın
Unutuldum bende gardroplarda
Yarınları durdurmak isterdim seninle
Zamanın ağırlığını taşımak istemem
Mutlu olacağım ve mutlu kalacağım
Kalmak istiyorum göz bebeklerinde
Sen ne güzel bir seri katilsin
Bir darbe ile kemiği kandan ayıran
Tarihlerde uygun olursa belki
Öte yanda görebilirsin bu sırdaş vagonları
Bilek desteği ve sevginin gücü
Sen bile buna hayır diyemezsin
Sen hayır diyebilir misin benden hariç
Öteberi dünya ve dünyalılara
Ama sevgilim , bunlar hep moda
Ölmek değil mi sence de önemsiz olan
Bir gün öleceğiz sen ve ben
Peki hangimiz yaşayacağız satırlarda
Sütunlar mı dikeceksin sırtıma
Bir resim çiz sonra da bana doğru karala
Hapsinde tutunur bir saçak buz
Kursağımızda iki ilmek badem
Belki Mercedes belki subay belki tuz
Az mı uyumlu belki de bize
Sabahlara kadar deli gibi uyumak
Şu ölen sanatçıların sahne alma hakkı
Sende mi Cennet Ehli sende mi ?
Ömür billah karıncalardan kalan
Bir göğüs cızlamı mı bu patlamalar
Kaliteli mi yoksa esnek ve dayanıklı sevgi
Hangi kıskanç sincap özlemiş seni
Seni en çok ben özledim galiba
Belki de özlemek bana senden yatılı geldi
Bu alanda sigara içilmez belki ama
İçmeden de nikotin etkisi yaratırsan ?
Bak o zaman karışır duvarlar intihar ortasında
Öyküsü dudaklarının ve sökülüp canın
Bana doğru kaldırdığın o kini ve kılıcı
Gençleri böyle yaşar kılar bazı sancı
Senden kalan biraz votka biraz zincir
Sen hayatımda yürüdüğüm en çocuk
En azından manzaralı derinlersin
Derinlerde ve dibindesin
İyi de kış bunun neresinde
İki katı değil mi verdiğim can
Acımaz mı benim ellerim şiir yaşamaktan
Yorgun insanlar böyle oturur çünkü
Vaziyet alır ve seni ararlar
Ararlar ve bana haber vermezler
Çünkü seni benden bilir korkarlar
Şu kasvetli kış vaktinde memleketin
Nasıl da yakıyorsun benim bileklerimi
Damarlarımda süzülme artık yerin zaten hazır
Gel , dinlen ve söz yaz bana biraz nazır
Nazire edelim seninle kış aylarına
Biz iki gözükür tek ederiz
Biz iki gider tek geliriz
Biz sadece ölür ve arada bir diriliriz

1520

Geminin kıç tarafına yakın , turşu suyu kokan kamarayı bana vermişlerdi . Halk ve ilişkiler departmanından sorumlu olduğum bu Ugandalı şirket , Istanbul’da düzenlenecek bir ticaret toplantısı için beni ve bir kaç salağı görevlendirmişti . Mısır Valisi’nden hibe gelen bu eski geminin küçük olmasına nazaran eskiydi ve her yer tahta kurusu ile doluydu . Zannımca daha önceleri içinde gıda ve türevleri taşınmıştı . Bohçamı sırtlanıp gösterilen kamaraya doğru yürümeye başladım . Daha öncesinden istediğim gibi odamda bir adet çalışma masası , kibrit , biraz rom ve kasımpatılar dizilmişti . Bir de üçlü priz istemiştim ama galiba bulamadılar . Üstümde biriken yağmur suyu beni rahatsız etse de aldırış etmeden yatağa uzandım . Yan kamara da ki güzel sarışın aklıma geldi . Harika gözleri , tarak değmemiş saçları ve o muhteşem beli ile sahibini bekliyordu . Gece vakti bir-iki kez kalkıp kamarasını dinledim . Bebek gibi uyuyordu , hissedebiliyordum .

İçimden o an odasına girip , sıcak yatağında onunla beraber uyumak geçti . Gözümü açtığımda ilk onu görmek istedim . Ve o an dünyada ki her şeyden çok aklıma O geldi . Yan kamara da uyuyan bu İngiliz Atın’a duyduğum sevgi ile O’na duyduğum sevgi kafa kafaya çarpıştı sanki . Evet o zamanlar atlara pek meraklıydım . Ama bir insana duyduğum sevgi ile bir ata duyduğum sevginin terazide kavga etmesi beni şaşırtmıştı .

Bir kaç günü , gemide ki bazı eğlenceler ile , klasik olan bir kaç uğraş ve Gwendal adında bir kadın ile sohbet ederek geçirdim . Bana göre güzel ama topluma göre çirkin bir kadındı . Ruhu tam bir korsan , fakat içindeki serin sanat çocuğu onu bir hanımefendi olmaya itiyordu . Yasaklar , kurallar ve ahlak üçgeni zaman ne olursa olsun o dönemlerde de vardı ve Gwendal bu üçgen içerisinde sıkılıyordu . Zaman geçtikçe Gwendal’ın bir kadın olduğunu unutmaya başladım , ona bir cinsiyet atfetmeden yaşadım . İstanbul’a gidince de aynı şekilde devam etti .

Galata’ya yakın bir yere kadar at sırtında gittik , sonrasında 2-3 Jeep bizi almaya geldi . Anladığım kadarı ile etrafta bir şenlik havası vardı . Yakında bir şeyler olacağı kesin idi . Otele kadar etrafı izledim , Gwendal’da beni . Odama girip gömleği mi çıkarmaya başladığım anda kapının ”Çaaat” sesini duydum . Arkamı döndüğümde tahmin ettiğim gibi Gwendal’ı karşımda buldum . Parmağında ki kestikten ve dudaklarının renginden anladığım kadarı ile rujun yokluğunu kan ile kapatmıştı . Üstünde çok az şey vardı . Bir kaç iç çamaşırı o kadar . Fakat..

“Gwendal . Ben böyle b..

“Artık sözlerin ulaşamayacağı bir noktadayız , konuşmanın kârı yok”

“Ben yapamam , beni anlayacağını umuyorum”

Üstündekileri yavaşça çıkarmaya başladı . Artık üstünde hiçbir şey yoktu . Ama değişen bir şey de olmadı

“Peki bu hareketin ile neyi değiştirmeyi umdun ?”

“Bir iki hormonsal uyanım belki ?”

“Aşk dünya da ki en güçlü hormondur ve çok az hormon aşkı bastırabilir . ”

Yüzü yere eğildi . Sonrasında bütün vücudu ile kendini yere bıraktı . Sırtını duvara yasladı . Dişlerini sıkarak ağlamaya başladı . Dizlerini kendine çekti . Yumrukları sıkılı bir şekilde “Yeter” diye ağlıyordu . Ne için yeter dediğini tahmin edebiliyordum fakat yine aklıma o geldi . Ah benim güzel sevgilim..

Eline dokundum , kafasını bana doğru kaldırdı . Elini tuttum ve onu yatağa doğru götürdüm . Yorganın altına kadar girdim ve onu da çağırdım .

“Arkamı dönüp uyusam ve ben uyurken bana sarılsan ? ” dedim . Gözyaşlarını silerek kafasını evet anlamında salladı . Arkamı döndüm ve kafamı yastığa koydum . Ellerimi kafamın altında birleştirip çocuk olduğumu hayal ettim . Sırtımda o pürüzsüz teni hissettiğim an tahmin edebileceğim her şeyden daha güzel bir durumda olduğumu anladım . İçimde 5 yaşında ki çocukluk huzuru vardı . Annemi hatırladım . Bir kaç damla göz yaşına yol verdim . Ve yine O .

“O” dedim .

“Kim”

“Cenn..”

Dilimden ve sesimden çıkacak kelimeyi kafamda binlerce kez tekrarladım . Bir dilenci çaresizliğini duyumsadım . Şehirdeki köpekler kadar yanlız ve yanlıştım .

“Herşey düzelmese de olur . En azından bundan daha kötüye gitmesin ” dedi Gwendal . Evet içimden geçirdiğim bir dua idi bu bir zamanlar . Fakat dünya bizim için dönmüyordu .

Aradan bir kaç gün geçti . Sabaha doğru uyanmıştım . Bir kaç gündür beraber uyuduğum Gwendal ilk defa yerinde yoktu ve bir not bırakmıştı . “Aşağı da seni bekliyorum .” Şüpheli ama zararsız bir not idi . Foterimi takıp şalvarımı giydim . Hazır olduğumda tahta merdivenlerden aşağı doğru inmeye başladım . Gwendal artık toplum için güzel fakat benim için çirkin biri olmuştu sanki . Onu ilk gördüğümde ki kadın ile şimdi ki kadın aynı değildi . Yeninde benzeri yoktu belki ama konumuz bu olmasın ya..

Dışarı çıktık , elimden tutmak istediğini söyledi . Ona karşı hissizleştiğim için izin verdim . Benim elimi tuttuğunu zannediyoru fakat sadece et parçasından ibaret olan bir uzuv idi . Bir kaç sokak yürüdük fakat insanların bizim üzerimizde olan bakışları hiç eksilmiyor aksine çoğalıyordu . Bir kaç kabadayı önümüzü çevirdi .

“Siz kimsiniz ayol ? Buralarda böyle gezilir mi ? ” dedi . İfadesizce ona baktım . Bela yine ve yine gelmişti .

“Senin o dilin neden var şekerim . İşe yaramıyorsa onu keseyim” demeye kalmadan bıçağına davrandı . Gwendal’a doğru döndüğüm anda aynı şeyi düşündüğümüzü fark ettim . Aynı anda koşmaya başladık . Ellerimiz o kadar yerleşmişti ki birbirine hiç zorlanmadan devam ediyorduk . “Sen otele dön . Ben onları atlatır gelirim ” dedim . Otele doğru koşmaya başladı , ben de tam aksi istikametine . Yaklaşmaya başladığım yerden uğultular yükseliyordu , bir kalabalık vardı ve arkamda ki haydutlar bir adım sonra ensemdeler idi . Kalabalık netleşmeye başladı . Duyduğum şeyi net bir şekilde duyuyor fakat anın heyecanı ile anlamıyordum . Kalabalığa doğru bir bıçak gibi girdim ve devam ettim . Geçit törenine benzer bir şey vardı fakat durmaya niyetim yoktu . Tam karşı kalabalığa doğru geçerken genç bir adam ile çarpıştım . Yüz yüze geldiğimiz o an , sırtımda hissettiğim acı ve tatlı bir sıcaklık ona doğru eğilmemi sağladı . Gülümsedim . O ise kaşlarını çattı . ‘Öyle olsun’ dedim . Yere yığıldım . Duyduğum son şey ise “Sultan Süleyman..” oldu .

Lahor Pavyonları

Kullukların ve küllüklerin

Rutin ve sıkıcı bulut yüzleri

Sahir ve sahirelerin şehirdeki

Adımları yalnız , yalınayak

İyi de dostum

Bu hayatı sen seçmedin mi ?

Önde kalan mı arkada duran mı

Lahor Pavyonları mı

Mezopotamya Biraları mı ?

Gelen giden çayların hesabı

Ve boynuz saplı taşlar muktebası

Bir grup hususlar ve kurallar

Yazılı yahut unutulan

Yağmurlar ve dünya

Senatör ve ben

Sus ! Yerel halkın isyanı bu

Ve mücevherler bezlere sarılı

Limon kabuğu rendesi ve

İnsana ekleme katkı maddesi

Renk renk , ciyak çıtak

Sahir , sahire ve ben

Tuttuğumuz dileklerin sanrıları

Tanrıların savaşı ve arabaları

Turuncunun önde gelen fikirleri

Rafine edilmiş efsaneler

Mitoloji sözlüğü içinde kargalar

Rastgele ölümler , hepsi olumlu

Kelime oyunları ve sosyal güvenlik

Aslında tekinsiz ve soluksuz

Uyuşan duvarlar , intihar sahneleri

Pencerelerin peçeteleri

Toz bezi ve eski albümler

En alt kata geçirilen bordo bir şapka

Eski dilde senin elinde

Ve ellerin hep verimli bir derinlikte

Dilimli bir takım elbisenin

Ardı sıra geldi sormak için

Sazlar kızlar ve daha niceleri

Bütün bu gün burada da mı

Mesajlar ve Graham Bell

Toksit asitlerin sahici mevzuları

Mevzuları doğuran yeni kar üzümleri

Donduran soğukların tek diktatörü

Siyasetten anlamaz , terzi idi aslı

Aşkın bedeli yeni isimler arasında geçmez

Geçmiş yıllarda çıkmış diyor gazeteler

Ve hala dönmedi yolladığım çığlık

Dönemedi belki de Lahor Pavyonlarında

Dönmek için gitmedi ama

Dönmeli elinde bir torba kanun ile

Piyasaya sürülen iki gün kaşağı

Tek kullanımlık çakmaklar

Hıyanet sarmalı kızım

Bunlar önceden ısıtılmış

Tutulmuş bileklerini değiştir

Yerlerine geçecek kuz yatağı

Ve tüm bu saçmalıkların

Tek mantıksız açıklaması

Yapılan işin saçmalığı

Sadece seyircisi ile alakalı .

Cennet ve Cehennem İle Derdimiz Ne ?

Cennetleri biz yaratırız . Tahayyül ettiğimiz kadar bir Cennet’i biliriz . Bizim için Cennet ne olursa olsun bir başkası için ise bambaşkadır . Fakat genel olarak Cehennem her zaman aynı şema , aynı materyaller ve aynı mekanlarda düşünülür . Tek ortak noktası acı olan bir Cehennem . Acıları birbirine benzeyen her insan için bu dünya da en büyük Cehennemdir . Onlar mukaddes insanlar sanarlar kendilerini . Yaratıcının özel kulları kartını hep göt cebinde taşıyan bir kaç insandan ibaret olduklarını zannederler . Hata burada başlar . Özel olan ne onlar , ne sizler ne de bizleriz . Hepimiz aynı döngüyü farklı zaman ve farklı mekanlarda yaşayan bir grup huzursuz ve mutsuz insanız . Tek farkımız Cennet ve Cehennem . Bazıları gerçekten daha da kötüsü başına gelemez zannediyor , çünkü yaşadığı her şeyi zaten en kötüsü olarak görüyor . Bizim farkımız şu , biz zaten Cehennemiz . Bu dünyaya gelebilecek en kötü şey biziz . Bu çağa ayak uydurmaya çalıştıkça biraz daha çukura batan , kendini yansıtmak isterken yanlış anlaşılan sonra da topluma küsen , daha dünyaya alışamamış bir grup huzursuz insan . İmkansızları istiyoruz . İstedikçe daha da imkansızlaşıyor bu istekler . Diyoruz ki ” Yahu biz Cehennemiz . Biz yapamazsak kim yapacak . Biz değil miyiz ki bu şehrin en afilli kaybedenleri ?” . Hayır değiliz . Biz bu şehre , bu dünyaya da ait değiliz . Bizler Cennet Ehli’nin peşinde koşan bir grup huzursuz insanız . Ve Cennet Ehli’ni korkutmak en büyük başarımız . Zarar vermekten korktuğun tek şeyin , senden çekinmesi Cehennem için bile çok ağır olan bir durum .

Cehennem acı çekmez sanıyorlar . Yanılıyorlar mı ? Yoksa ben mi yanılıyorum ?

Aslında hiçbir derdimiz yok , ne Cehennem ne Cennet ile . Bizim derdimiz sadece Cennet Ehli . Gittiği yoldaki ayağına batacak tek taşı bile kovmak yıllar boyunca içine huzur yağmurları yağdıracak bir olaydır . Ama yasaktır . Adem’in elması gibi .

Ve biz sadece yanlız olduğumuz için “biz” deriz . Oysa sadece ben varım , sen bile yoksun .

1485

İngiltere semalarında beş parasız ve arsız arsız dolaşırken çok mutlu değildik . Osmanlının önemli şairlerinden olan Aba-puş ‘u yeni defnetmiştik , dümen tutamıyorduk. Bir kaç kez işportacı olarak denedik şansımızı ama şerefsizler piyasaya kara bulutlar gibi çökmüştü . Dayak kötek kurtulduk ama töbe ettik . Hele o zamanlar savaş bitti bitecek dönemde , tam da para kırılacak işti Güllerin savaşı mı ne boksa , entrikalı mahalle kavgası ismi gibi ..

İrlanda tarafı bizim için güzeldi . Kadınların doğurganlık özelliklerinden nefret ettiği o dönemlerde , Çat Ormanlarına yakın bir yerleşke de 3 katlı güzel bir tatil köyünde Batak oynayarak 3-5 dinar kazanıyordum . İspanyol bir arkadaş vardı , yanlış hatırlamıyorsam adı Paco idi . Güzel şiir okurdu . Biz de o zamanlar şiirden anlamazdık , hala da anlamıyoruz . Ama konumuz bu değil .

Paco ile batak oynamak çok zevkliydi . “Koz bir” diye başlayıp , bok ellerden siler oyun çıkarırdı . Kadınlar bu yeni olan oyundan çok etkilenseler bile hiçbir kadın bu oyunu oynamayı bilmiyordu . Zaten Paco’nun gözü de her zaman Seyis Mikhail Puştov’un kızındaydı . Kız da ne kız ama . Bir paket Marlboronun bile değmeyeceği bir kız . Paco her gece kızın odasına yakın bir yerde yeni aldığı Fender Telecaster ile güzel şelpeler atıyordu . Sanattan anlamayan bazı insanlar (ki o bendim) Rom içip yaptığı saçma müziğe kahkaha ile ağlıyorduk . İşin kötü tarafı kız , penceredeki panjur yüzünden müziğin sahibin kim olduğunu bilmiyordu . Ama müzik çalmaya başladığında floresan lambasına gaz doldurup gece boyunca ışık altında dinliyordu , panjurdan sızan küçük minimal ışıklar da Paco’nun mutluyum demesi için yetiyordu . Fakat yetmemeye başladı .

Güzel bir gecenin sabahına doğru , Paco çalmayı kesti . Hiddetli bir hüzün ile bağıra bağıra İspanyolca bir ağıt yaktı . Sırtımı kapıya dayayıp onu dinlemeye başlamıştım . Olmayan karımı ve çocuğumu özledim . Bu düşünce yerini , 1-2 saat önce Batak’ta boş yere verdiğim ellerin düşüncesine bıraktı . Paco kapımı tekmeledi . Kapıyı son gücümle açarak karşısına dikildim . Şapkasını çıkardı . İçinden Sovyet markalı 2 tane cigara çıkardı . Anlatmaya başladı . Anlattığı şeyin benimle alakalı olan tarafını sorgularken , işin ucuna para girdi . Gözlerim açıldı , rom şişesini yere bıraktım ve çekmeceden ana yadigarı örgü şişini çıkardım .

Olay basitti . Panjuru kır , kızı kaçır . Mikhail delirsin , Paco sevinsin . Sende paralarını say , belki bir de kahve açardım . 3 gün 5 gece sonra kızı kaçıracaktık . Kaçırmadan önce de Mercedes marka atlardan birisini alıp hazırda bekletecektik . Burdan uzaklara , Doğu Almanya semalarına kaçacaktık .

Hazırlığa başladık . Erzaklar , paralar ve paçavra kıyafetleri sırtlandık . Paco birden ‘Tıbı.” dedi . Lakabım her yerde farklı olmak zorundaydı , ismimden o zamanlar pek haz etmiyordum . Fakat konumuz keşke bu olsa da size anlatsam .

“Ya , gelmek istemez ise ? ” dedi . “Bildiğin bir gazel var mı ? dedim . Varmış . Kızlar o dönemler gazelden nefret ederdi . Fakat Paco ‘yu sevecekse böyle sevmeliydi . Sesini tanımalıydı , seslendirdiğini değil .

Merdiveni eve dayadık . Kısa bir panjur delme işleminin ardından sokakta gezen Organize Suçlarla Mücadele ekibini görünce işi daha sessiz yapmaya başladık . Panjur delindi ve pencere açıldı . İçerde eşekler dışında hiçbir şey yoktu . Bir saman sepetinin içinde yatan kız , rüya tanrısının kollarında takılıyordu . Sepeti sırtladım . Paco’ya doğru uzattım . Eşeklerden bir tanesi , eşiğe doğru yaslanmamı fırsat bilerek arkamda pozisyon aldı . Paco kızı Mercedese yükledi . Eşek başımızı belaya sokmaya niyetliydi fakat ben bildiği erkeklerden değildim . Tekmeyi tam çenesine vurup aşağı atladım . Ayak baş parmağımın kırıldığını düşündüm ama sonra yerinde olmadığını fark ettim . Galiba kopmuştu . Hızla Mercedese doğru koştum . Tahmin ettiğimden daha az zayiat ile kurtulmuştuk bu işten . En azından bu işten .

Doğu Almanyaya 90 kulaç kaldığında bir ağlama sesini fark ettim . Güçlü Mercedes motoru , seslerin çocuğunu bastırıyordu ve 4 nala gitmenin eşsiz sesi bir sarhoşluk yaratıyordu . Bagaja bıraktığımız kızın 5 yaşında bir çocuk olduğunu fark ettiğimde , Paco’nun sadece gülümsediğini fark ettim .

“Bazı insanlar ruhlarını daha iyi bir amaca bağışlamalı . Kralın kayıp kızı artık bende . Savaş bitecek ve İngiltere huzur bulacak ” dedi . Ve ekledi “Bunu kimse bilmemeli” dedi ve geri geri sürmeye başladı . Toynakların değdiği her yer lav düşmüşcesine içine doğru eriyordu . Ölüyordum fakat acı verici bir ölümü hak etmiyordum bende herkes kadar . Çocuğu düşündüm . Doğduğu söylenen o asil kraliçe bir şairin elindeydi . Daha kötü ne olabilirdi . Ölümü bile unuttum . İçimden her şey için özür diledim Aragonlu Catherine ‘ye . Duymuş olmalı ki bunu , benim için bir serzeniş de bulundu

“Bir çift kanattınız hüznün rüzgarlarında
dağılıp gitti melekleriniz, beyazın öte dağlarında
ağlasın arkanızdan,bir ağızdan, tüm dehşetiyle İrlanda
Tıbı, sen harbi hayalet, sağlam kumarbaz
ruhuna el-fatiha”

Cennet Ehli’nin Vasıfları

Hepimizin bildiğini sandığımız şeyler var dünyada . Karşımızdaki insanların da sanki doğduğundan beri hissettiğini düşündüğümüz , o cımbız ile yapılan açık ciğer ameliyatı hissiyatı aslında herkes de barınmıyor . Cennet Ehli buradan başlar işte . Fakat ne cımbız , ne ameliyattır . Ciğerdir Cennet Ehli . Cennet Ehli’nin ilk vasfı ciğerlerinizden geçer . Deler mi geçer , değer mi geçer bilemem , bilmek de işime çok gelmez . Zaten bilmiyorum ben çoğu şeyi. Bu yazdıklarımı neden yazdığımı da bilmiyorum , okunuyor mu onu da bilmiyorum . Benim unuttuğum çok şey var . Yaşarken hem de . Neyse ki konumuz bu değil.

 

Ne diyorduk ? Ciğerlerinizde kalan o tarifsiz buruk hissiyatın tek bir mantıklı açıklaması vardır . Hava alıyordur ciğeriniz . Sönmeye başlayan bir balon hızı ile tükenirken , sanki biri tutup bir tıpa ile tıkayacak gibi gelir .Ne diyorum ben ya ?

CENNET EHLİ DİYORUM ! CENNET EHLİ SADECE BÖYLE OLMAZ . CENNET EHLİ KENDİ BAŞINA DA BİR CENNET EHLİ OLAMAZ . İLK ÖNCE ONA İNANAN BİR KAÇ TANE YARIM ÖMÜRLÜ ADAM LAZIM ! Öyle . Öyle olmuştur ve olacaktır dünyada ki bütün cehennem sevdaları . Sadece tek atımlık bir kurşun varlığı kadar . Bir kaç ömürlük belayı ve şerri , küçük evrenlerine sığdırmış olan insanlar . Huzursuz insanlar . Yahut da mutsuz . İşte Cennet Ehli olmanın vasıflarından biri daha . Mutluluk ile huzur aynı şey değildir . Beraberinde satılan hediye bir ürün de değildir , babanızın malı hiç değildir . Başka baharların , başka rüzgarların taşıdığı şeylerdir bunlar . İşte bunu bilmek gerekir . Cennet Ehli olmak için , cennet gibi güzel gülmek gerekir dost ve düşmanlar . En önemlisi bu belki de . Öyle güzel güleceksin ki , yaşadım diyeceksin dudakların kulaklarına doğru adım atarken en afillisinden . Öyle güzel öleceksin ki gülerken ”Yaşadım ve yaşattım ” demelisin . Çöl kadar acımasız olacak gülüşlerin , vahap dolu , serap dolu . Çoktan seçmeli sevdaların kalleş avcısı olmak yerine tek cevaplık bir gazel gibi güleceksin . Güldüğün gibi yaşayacak , yaşayamadığın gibi öleceksin Cennet Ehli olmak için . Bir kere öleceksin , öyle bize benzer başı boş sokak köpekleri gibi değil !

Bodrum katlarında uyanmayacaksın . Sen en güzel şarkıyı çizeceksin göklere . Kendine gel ! Cennet Ehli . Duy beni . Allah verecekse bu dünyaya bir bela ilk önce şu Marlboro dan başlasın da Onur Ünlü de sevinsin , ben de . Ya da çözüm bul şu uyku problemine . Ne uyuyabiliyorum ne uyanık kalabiliyorum . Ayakta mı uyuyorum , aylak aylak mı uyanığım bilmiyorum . Evet . Cennet Ehli bazı hatıraları  , annenizin eski t-shirt’lerinizi yer bezi yapma hızından bile yüksek bir hız içerisinde unutturur size . Sanki ilk defa birisi size görmeyi öğretmiş gibi . Fakat konumuz hiç bu olmadı .

Konular hep değişir . Değişim sadece konulardan ibaret de değildir . Cennet Ehli olmanın yolu şekil değiştirebilmektir bir yerde de . Öyle olacaksın ki bazen güneş kadar hiddet dolu . Bazen de babasını özleyen küçük bir kız çocuğunun masumiyetini taşıyacaksın gecenin bir vakti , gökyüzüne savrulurken beyaz ışıkların ile . Toprak gibi yetiştirirken sende büyüyen her nefsi , bir bakacaksın ki bir ormana sahipsin ve sihirli değnekler bitiyor yerlerden . Gözünü diktiğin her yerde silahlarından izler taşıyacaksın , öldürdüğün her ..

Öldürdüğün her bir leş kokulu hayal cemreleri adına

Cennet Ehli göremeyeceğiniz kadar iyi bir katildir . En kötü olan tarafı da , katil olmayı hiç istememesi ve narin ellerine hiç yakışmamasıdır . Sanat için verilen eller ile vücudunuz da ince bir bıçak ile dans eder . Bir şaheser yaratır o işe yaramaz cüssenizden . Kolu kırılır ama yen içinde kalır . Ve çizmeye devam eder . En çirkin çizeceği hayat da sizinki ha ! Sakın ondan güzel bir şey istemeyin , siz cehennem oğlu cehennemsiniz . Ve mutluluk ile söyleymesem de evet biz de öyleyiz her ne kadar yakmadığımız doğru olsa da . 

Cennet Ehli’nin en büyük vasfı ise sadece yaşayamamaktır .Yaşadığını zannedip de hem de . Aldığın değil alamadığın nefesler ile boğuşmaktır Cennet Ehli olmak . Çizdiği değil çizemediği şeyler olmaktır Cennet Ehli olmak . Bir mektubu görüp uyanmaktır . Ve derin uykularda kaybolmaktır . bes-sehir-filmloverss

Kim Ulan Bu Cennet Ehli

Realist yazılarımda şaka barındıran bir insan değilim . Dediklerimi ciddiye almanızı tavsiye ederim , almazsanız yanlış anlarsınız tatsız olur . Cennet Ehli benim dünyam da ciddiyeti ton ile çeker . Tornistan yaptırmayın bana

Cennet Ehli’nin kelime anlamı ile başlayayım . Cennetlik kişi demektir . Tabiki de bir kişinin cennetlik olduğuna ben karar vermem ama bunu ne kadar dile getirirsem , cennet ehli olmasına bir adım daha yaklaşırım diye umuyorum . Malum kendisi nüktedan bir insandır siz bilemezsiniz . Kendisine hitap şeklim de aynı şekilde . İsim veya belirgin bir sıfat bekliyorsanız alamazsınız . Bazı şeyler karanlıktır ve onu gün yüzüne çıkaracak tek şey yine kendisidir . Kendisi isterse açıklar . Açıklayabilir ise..

Cennet Ehli’ne sadece Gaftici Fethi abi kadar yakın olabiliyorum . 100 mumluk bir ampulü gözlerimin dibine getirdikten sonra bile , onun gözlerini net bir şekilde görebiliyorum öte yandan . Çünkü ben bu dünyanın gördüğü en büyük cehennemim . Varlığım ile yokluğum arasında ki fark benimle beraber olan insanların anlayabileceği şeyler .

Bambaşka zümrelere ait iki dünyasız varlığız biz . Birimiz Cennet Ehli , birimiz Cehennem . Ben en fazla sigara yakarım , zararım fiziki değildir . Ne insanlar bastı toprağıma , ne rakılar içtiler kıyıma yakın coğrafyalarda . Harnup ağaçlarımda kaç Mustafa Nusha kaybettim ben . Kaç Uğur Mumcu geçti , kaç Musolini katliam etti . Ama konumuz bu değil . Konumuz o bir çift gözün dünyaya getirdiği yegane hazineler . İşin en acayip tarafı , kendisinin Cennet Ehli olduğundan haberi bile yok . Bunu sadece isim olarak biliyor . O öyle güzel bir manzara ki , kıvılcımların donma ânı , sadece basit bir şaka kalır yanında . Öyle derin bir çukur ki , kaçmaya çalıştıkça içine çeker ve derinleşir . Düştüğünü anladığında , sancılar öyle tatlı gelir ki . Beynini kaşındıran bir kıymık gibi , annesini kaybetmiş bir ailenin çaresiz acısının yoğunluğu ve bir adamın hayatı boyunca yaşadığı yanlış hayatın en güzel doğrusu . Bakın dostlar , bunlar demode lakırdı olabilir . Biz eski kafa insanlarız dikkat edelim buna . Evet biz diyorum çünkü ben tek bir pencere sahibi emekli bir tümgeneral değilim . Ben savaşın içindeki o piyadeyim . Savaşı en güzel ben yaşarım . Cennet’i sen bilirsin , istersin , bulamazsın . Ama ben cehennemin adresini bile tarif ederim . Ve cehennemler kendi Cennet Ehillerini öyle severler ki , cehennemden geriye bir demet kasımpatı , iki tutam papatya ve son duaları kalır . Sonra gelir mezarlarına köpekler işer . Toprak kabul eder bizi . Bizde yaşıyorsak birer sigara yakar el kaldırırız . Belki Cennet Ehilleri bizleri arıyordur diye . Takım elbise ile gömülürüz . Cennet Ehline yakışan budur . Cennet olduktan sonra cennet kalmak kolaydır . Zor olan cehennemken cennet olmayı başarmaktır . Bunun için gereken şeyler ; bir tutam köz , bir tutam kuz , bütün anason tohumları , kolera yaprağı ve Cennet Ehli .

Fakat Cennet Ehli hep Cennet olanı sever . Cennet olabileceği değil.