1978

Kalemlerini eline aldı . Yas tutmaya devam etti . Bir resim daha çizdi sonra bana doğru karaladı . Suskundu , sırça bir cisim misali . Hasta bir adamı sevecek kadar suskundu . Rengarenk hayaller ve bir grup Nazi kampında yaşanan olayları anlattı . O zamanlar biz henüz ölmüştük . Belki de yeni doğacaktık . Küçük bir adam varmış , bir eli hep titrermiş . Bütün Avrupa’yı yutmak istemiş . Fakat zorlu hava şartları ve saha imkanları izin vermemiş .

Bir adama aşık olmuş . Savaşın ortasında . At cesetlerini yolun kenarına doğru çekerken. Sevinmiş , hala yüzü gülen bir adam görmekten dolayı . Gülmüş ve gülmeye devam etmiş . Ve sonra şu sözleri söylemiş

‘Anlat hadi kime gücendin . Bu kadar güzel olmayı sen mi seçtin ? ‘

Acıya Tepkisizilik

Dünyanın en caydırıcı yönetimi , ışık hızında insanların sizden uzaklaşmasını sağlayan mantık . Acıya tepkisizilik .

Bunu bir örnek ile anlatalım . Bir adam size sebepsiz yere tokat attı . Büyük çoğunluk tokat karşılığı tokat atacaktır . Yediğiniz tokat sizin canınızı acıtıyor ve doğurduğu sonuç başka bir tokat oluyor . Sıra karşı tarafa geçince aynı sirkülasyonu devam ettiriyor . Bu böyle devam edebilir değil mi ? İş kavgaya döner , taraflardan birisi yorulana yahut bayılana kadar devam eder . Belki de bir başkası gelip kavgayı ayırana kadar . Peki , bu basit matematiğe , şunu eklesek ; bir adam geldi ve size tokat attı . Karşılığında diğer yanağınızı dönerseniz ne olur ? Acıya tepki vermemiş olursunuz . İki ihtimal var karşı taraf için . Ya tokat atar , ya atmaz . İlk tokattan beklenilen tepkiyi alamadı ve şiddetin hazzını yaşayamadı . Yüksek ihtimal ile ikinci tokadı atmayacak . İkinci tokadı atsa bile artık üçüncü gelmeyecek . Çünkü şiddetin zevki ve hazzı sizin tepkisizliğiniz ile yok olmuş durumda .

Çünkü insanlar şiddeti daha güçlü ve daha iyi hissettirdiği için uygular . Kendince çaresiz ve bildiği başka çözüm yolu olmayan insanlar fiziksel yahut psikolojik şiddet uygular . Karşılığında da şiddet bekler . İstediğini vermezseniz daha güçlü ve daha iyi hissedemez . O an orda yokmuş ve o tokadı yememiş gibi durmak bir varlık halinden sizi dışarı çıkartır , artık ortada iki kişi yoktur . Tepkisiz bir oluşum ve tokat atan bir kişi kalmıştır . Bu her zaman geçerli olmuştur , en azından kendi hayatımda . Mesela Cennet Ehli bana hiç acı çektiremedi . Halbuki istemeden de olsa yaptıkları bir mahalle insanı kıvrandırabilir ve acıdan kurtulmak için türlü yolları deneyebilirdi . Bir çizgi çekti toprağa ve geçmeyeceksin dedi bana . Bende geçmedim . Fakat o uzaklaşmaya devam etti , o çizgiyi geçmediğim halde . Yüzünü bana döndü , geriye adımlar attı . Bir adım , bir adım daha derken kendini uçurumdan aşağı bıraktı . Oysa ona hiçbir zararım dokunmamıştı . Tek hata , acıya tepki vermedim . Hayatın her alanında kullanılacak bir yöntem olmasa da belki sizin işinize yarayabilir . Hayır hayır , acıya tepkisizilik işinize yaramaz , işinize yarayacak yöntem bir çizgi çekip kendinizi geri geri bir uçurumdan aşağı bırakmak . Acıya tepkisizilik sizin işiniz olmamalı . Siz acı çektiren olmalısınız ki ben ayakta kalayım .

Ben Ecnebi Zannettim Meğerse Ölüyormuş

Güneş doğdu zannımca
Bir eserin daha sonuna geldik
Vakur bir temasta bulundu bana
Kapıları kırmalı bugün
Bugün kapıları kırmalı
Kapıları mı kırmalı bugün ?
Bu gün mü kapıları kırmalı ?
Belki de hep kırmalıydı
Belki de hep bihaber
Ecnebi bir komünistin dediği gibi
Ne dediğini hatırlayamayacak kadar aşığım sana
Başkasının düğünü belki ama
Yine de terk edilmiş damat gibiyim
Üstelik düğün benim bile değil
Söylesene sende pencereler kilitli değil mi
Bir ben mi göremedim ufuktaki dolunayı
Dünya bir f tipi ve benim alerjim var
Reaksiyon gösteriyorum sigarasız kalınca
Solgun bir yüz çizgisi ortasında tek başına
Para eden tek şey sanata küsmüş bir ressam
Elleri olmadan da şaheser yaşayan
Susma be ey marazından sual olunmayan
Daha kaç ömür harcamalıyım yollarına
Hangi simitçi seni saklıyor benden
Hangi çingene dedikodumu etti sana
Berber bile saçlarımı kesmiyor zaten
Tecrübeliyim ve tecrübe azaptan beterdir
Acıdır tecrübe güzelim ve ben bir Anadolu ghettosu olabilirim
Ya da marksistim ben de emin değilim
Ojeli sol elim kirli notalarda gezer
Ben bir canavarım ve canavarlar böyle sever
Ellerini çek artık şu rüyalarımdan
Bu kadar morfin olma bana
Bunları harcanmış bir ömrün manifestosu say istersen
Yahut bir delinin zoruna giden sanrılar
Ben belki deliyim belki de güneşi sevmiyorum
Perdelerim de eski çiçekleri göremiyorum
Sırtım yara bere fakat hissetmek çok uzak
Çok uzak çünkü yeğ tuttum umuda kendimi
Adı batsın umudun
Hilalelerimi çaldı benden bir savaş vakti
İsyan etmek istiyorum şiirlerimde ama
Sadece uzanıp telaşını izliyorum
Sen ölüme neden bu kadar koşuyorsun
Sonu belli zaten kimden kaçıyorsun
Ben faturalarımda yaşatıyorum sana olan aşkımı
Kim bilebilir ki bir faturanın bana hatıra kalacağını

Bu Cümle Beş Kelimeden Oluşuyor

Fiyasko !

Nasıl olurda yazmaz tarih kitapları bir devrimin anatomisini ? Hangi cehennemi kapsar silah tüccarları . Öyle güzel acı çekiyoruz ki azizim , milletimiz var olsun. Efendiler . Bu gün hayır diyebilmeyi öğrenmiş bir lügatı kutluyoruz. Evet . Hayır diyebiliyorum . Ben bir lügat olabilecek kadar insanım ve sigarayı bırakanları hiç anlamıyorum . Ağzım bozuk , beynim edepsiz . Vücudum sıska biraz da ezik . Her küçük esnafın sevgilisiyim ben . Hayırlı işler demeden çıktığım hiçbir dükkan yoktur benim . Konumuz bu olmasın ama , canım istemiyor.

Mahluk önce kendini kabullenmek ile işe başlar . Kabullenmek zorundadır yoksa yaşayamaz . Hatta kabullenmiş gelir bile diyebiliriz . Eşrefi Mahlukat da dahil . Ama neden hala soru soruyoruz . Neden hala ‘ama’ diyoruz . Bu nasıl bir lanettir medeni insanlık . Yoksa benim gibi geminin kıçına iki tekme bir köfte ile bıraktığınız bu aşağılık insanların harici bilinmeyen bir şey mi bu . Siz medeni insanlar , neden birbirinizi yiyorsunuz ? Nedir bu irrasyonel şeyler peşinde harcadığınız ömür ? Size ait sanıyorsunuz. Savaşa hayır diyor , bir mermi daha üretiyorsunuz ve onları üzerimizde deniyorsunuz . Birde gelmiş odam dağınık olduğu için bana kızıyorsunuz . Kendime bakmadığım için beni suçluyorsunuz . Göğsüme saplanan mermi de bir dünya para . Ne hikmettir geri de almıyorsunuz . Ayakkabılarım çamurlu diye ille de kötü bir adam mı olmam gerek . Ben bu devrin adamı değilim dediğimde neden hepiniz espri yaptığımı düşünüyorsunuz ki ? Bu bir günah mı ? Vicdani sorumlulukları yarına nasıl erteliyorsunuz ? Ben bir canavar olabilirim fakat kimseyi öldürmedim . Kendim dışında . Can satmam çocuk pazarlarında . Bana ait olan hiçbir şey yok ki . Kaybedince üzülen o yüzden ben olmuyorum . Ben yalnız değilim ki hepimiz yalnızız. Sabretmenin eflatunu neden ellerinize bulaşmıyor ? Benim şu an beynim zonkluyor çünkü hala odamın kapısı kolay açılmıyor . Bende kilitleyip hiç açmıyorum . Boş duvarlarımda filmler çekiyorum . Kaos yaşatıyor ve yaşıyorum . Ölmüyorum . Ölmeyeceğim . Ölmeyeceğim çünkü bu beni öldürmeye yetmiyor .

4567

Bakamıyorduk . Çok güzel bir manzaraya karşı oturup manzaraya bakamıyorduk. Rüzgarlar vardı düşmanca . Zalimin elinden yediğimiz tokatları hatırlıyorduk. Bir kuş bakışı , sarhoş kelebek öpüşü. Doğanın bize sunmadığı imkanlar . Manzaranın altına bir kaç büyük melek imza attı , gördüğüm en berbat mürekkebe sahip kalem ile . Tek bir kalemleri vardı , eski bir Sparta kralı’nın mızrağını anımsatıyordu bize . ‘Uyumasak mı ? ‘ dedi . ” Haydi uyu ” dedim . Üzerine bir kaç kızıl yaprak örttüm . Uyurken onu izlemek istiyordum ama Tanrı bana yasak getirmişti . Ayaklandım ve manzaranın tam tersi yönünde ormanın içine doğru yürüdüm. Çakmağımı unuttuğum aklıma geldi ama arkamı döndüğümde yürüdüğüm yolun metrelerce aşağı kaydığını ve bir çukur oluşturduğunu fark ettim . Bir sincaptan ateş istedim. Kırmadı beni sağolsun , ama çakmağı da vermedi . Kendisi yaktı sigaramı , sonra bana uzattı . 100 metre ya var ya yok yürüdüğüm yol . Fakat sanki ömür biçilmiş bir derinlik çökmüştü . Nasıl gidecektim ? Herşeyim orada kalmıştı . Bir hayat boyu bana kalacak sanmıştım . Meğerse gidecekmiş . Uzaktan uyandığını fark ettim . Çantamı sırtladı . Saçlarını topladı . Beyaz hırkasını giydi . Kollarını iki yana açtı . Başını göğe doğru çevirip kendini boşluğa bıraktı . Biraz sonra öyle bir ses duyuldu ki , bir deprem şaşkınlığı geçirdi yaratılmışlar ve yaratılacak olanlar . Bir düşüş nelere kadir olabilir ki ? Neden her evden farklı bir cehennem kokusu yayılmaya başladı . Neredeyiz biz ? Neden bu sorulara ihtiyacım var . Bana ne anlatmaya çalışıyorlar ? Ben kimim ?

Cennet Ehli . Parmak aralarına gece dokunan kadın. Sen neredesin ?

Unutturma Da Şu Şarampole Yuvarlanalım

Biz değil miyiz ki
Bu şehrin en afilli kaybedenleri ?
Kolay olmadı kazıdık bizde
Tırnaklarımız ile bu sefaleti
Kapattığımız köşeden dinlerken selamını
Selamlarımız lanet sanıldı
Sanrılar aklımızı bulandırdı
Dedik ki bir şeyler söyleyelim
Ruhumuz kurudu kaldı burda
Madem dedik
Madem aşamıyoruz bu duvarları
Niye delip geçmiyoruz bu iklimi
Cennet sandığımız bu Cehennemi
Belki dün dedik bunları
Belki doğmadan evvel
Kimseye bırakmadık bu acizliği
Terk edilen biz gibi ne varsa kucakladık
Hiç bitmeyen bir çorba içme hissiyatı var içimde
Olmazsa da bağımlı olurum sana
Ayaklarımdan bağlar kendimi atarım senden içeri

Biz miyiz ki yahu
Bu şehrin tek kaybedenleri ?
Kontrol et hayallerini bir kez daha
Yüreğini kesen kalbine batan bir şeyler olmalı
Yoksa onu da mı biz kaybettik
Vay ulan !
Neymişiz biz böyle ..
Halbuki yazamam ben böyle
Prensip meselesi acımam kendime
Yıllarca emek vermem geleceğe
Emek yıllarını harcasın da
Gelecekte kazansın beni
Hep düşeş gelse de zarlar
Ne malum ki oyundan sıkılmayacağım
Şu küllük dağlarını aşalım da
Bir pastaneye uğrayalım
Bir kaç yaş günümü unuttum
Toprağın altında bunu kutlayalım
Beni affetmelisin yeniden ölmem için
Çünkü en afilli ölüm
Çünkü en aciz ölüm
Çünkü en berbat ölüm
Birinin merhametine rağmen ölmektir

Yıldızlar Sahibine Gözükmezmiş

Yanlış zamanda gelmişim dünyaya
Çok acı ve çok bohem
Erken emekli olmuşum belki de
Çok basit ve epey sıradan
Sınırdan geçeli çok olmuş
Hemde kendi sınırlarımdan
Sonra fark ettim ki kurallarım yokmuş
Sınırlar da hayalden bozma
Ben bir canavarmışım
Sen de çember eğitmeni
Tek bir tren kalmış bu saate
Kondüktör uyuya kalmış
Sanki dünyama bir gök taşı çarpmış
Fizik motorlarım karışmış
Zaten ben anlamıyorum ki kendimi
Bir de anlaşılmayı bekliyorum
İş mi bu yaptığım şimdi canavarca
Yoksa çok mu eski bu gün
Ben elimi sallamam , çünkü nefret dolu
Çünkü kin dolu bedenim bu çağa
Öfkeliyim saçlarıma ellerine düşmediği için
Sadece duyduklarım ile yaşıyorum
Belki de benim için radikal bir seçim
Demiştim sana birlikte birşeyler ölmeli
Yalnızca , soygunca ve ezgince
Sessizlik senfonisi uşakları gibi
Donuk ve yalın ayak
Bir canavar aslında çok korkarmış
Korktuğu için çok canavarmış
Canavarlar yıldızları severmiş
Yıldızlar kayarmış bazenleri
Gökten düşen bir elma gibi
Kronik ve ironik olan tarafı da
Yıldızlar sahibine gözükmezmiş

CENNET EHLİ’NE MEKTUP

Aslında hiç uygun değil bu mektup , herhangi bir duruma . ‘Erol Egemen’im den yudumlayıp oyun oynayan bir kaç insanı izliyorum ve çok uykusuzum . Belirli bir süre harici uyuyamıyorum ya da belirli şeyler olmadan . Rahat uyumayalı da çok zaman oldu ki sırtımın ağrıması bundan dolayı .

Ne zaman mola vereceğiz Cennet Ehli ? Ben çok sıkıldım bu yolculuktan . Ne başını hatırlıyorum , ne de sonunu göreceğime inanıyorum . Ben o yolda kalacağım ilelebet . Sen daha renklisin , bazen savruluyor , bazen çakılı kalıyorsun . Arada varsın , tümde yok . Morfin gibi bir halin var , sadece fenalaştığımda geliyorsun sadece . Ya da ben fenalaştığım da alıyorum . Bilmiyorum ki Cennet Ehli . Ben senden başka bir şey bildiğimi düşünmüyorum . Evet biliyorum sen kesin konuşmamı istersin . Konuşamıyorum ama , belirli kalacak her hangi bir cümle zannetmiyorum lügatımda . Bir yerlere kaybolan bir kaç şiir var kafamda , dolabın arkasına düştüğünü zannediyorum ama hiç alacak halim yok .

Cennet Ehli .

Bir koleradır bu mektup , bir dağlar gülü . Bir dram olmasa da dram adayıdır . Aday olması da daha dramatik bir olay . Bir türkü sırtında muamma halindeyken en çok seni özlüyorum tüm Cehennemlere ihanet ederek . Bir Bozlak havası esiyor kublelerce . Ve dublelerce .

Bedenim iflas eşiğinde ve ihanet içerisinde beynime . Keskin kılıçlarım mezarlara gömülü , özlemlerim bir karınca misali hareket ediyor . Kendinden ağır ama kendi kadar ağır değil . Erol Egemen bitiyor , sigara sönüyor ve EVREKA !!

Galiba hayat devam ediyor.

YAŞADIKLARIMDAN UNUTTUĞUM BİR ŞEY VAR

Yaşadıklarımdan unuttuğum bir şey var
Ve unuttuğumu unuttuğum şeyler var
Ve umuda dönüşen şeyler

Bir sevgilin olmalıydı galiba
Ve terk etmeliydi seni erkenden
Bir sigara yakıp gecenin bir vakti
El sallamalıydın adımlarını izlerken

Ve saymalıydın attığın izmaritleri
Elin tetikte beklerken saat 12 yi 5 geçeyi
Birden cama çıkmalıydı bütün komşular
Ve içlerinde senden kurtulmanın sevinci

Ama olmadı , beceremedin ölmeyi
Bir çay koydun , çoraplarını çıkardın
Pamuk şeker alır mısın dedi bir çocuk
Gülmeyi unutup , ağlamaya başladın

Sen beklerken gül kokulu bir yolu
Trafik polisleri çevirme kurmuş
Ve usulsüz park yapan her yolcuyu
Melekler gelip alnından vurmuş

İsyan ederken aldığın nefese
Bir nehir misali akarken denize
Sarılmış ve darılmış bir sokak köpeği
Ödemiş şehirdeki acılarını yerine

Bir bankta uyuya kalmış ve kalakalmışsın
Öpüşürken gördüğün rüyayı yeniden
Ve gitmek zorunda olan kadını istemeden
Kırmış , kızmış ve kızdırmışsın

Edebi bir hayatı elleri ile tersine itmeli insan
Çünkü edebi demek edepli demek değildir
Unutursan edeplice unutacaksın
Ve ağlarsan ebediyen ağlayacaksın

Çirkin hissetme kendini , çünkü zaten öylesin
Ve acıma kendine , git şehirden dağlara
Aç kollarını ve ölümü karşıla
Kasımpatılar ağlasın , anasonlar sevinsin

Uzan hiç bilmediğin bir mezara
Yak son sigaranı ve et kendine bir küfür daha
Harnup ağaçlarını düşün biri uzun biri kısa
Ve lanetler yağdır o limon ağaçlarına

Yaşadıklarımdan unuttuğum bir şey var
Yaşadın mı böyle yaşayacaksın diyenlere aldırma
Bana da aldırma kendine de aldırma
Bir kuyuya düş ve ağla haykıra haykıra

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey varsa
Yaşarken unuttuklarımdır
Ve yaşarken unuttuklarım aslında
Yaşayamayıp anlattıklarımdır

Cennet Ehli İki Nota Arası Tebessüm Eder

Henüz reşit ve bilinçli olmaktan uzak olduğum yaşlarda , benim bildiğim ismi ile Seviye Belirleme Sınavına yalandan hazırlandığımız günlerdi . Hastası olduğumuz bir PlayStation cafe vardı . Daha doğrusu dükkanın sahibi C.K ‘ya büyük bir sadakat ile bağlıydık . Kendisi 1.90 boylarında uzun saçlı , uzun sakallı , esmer ve iri bir insandı . Bu koca cüsse aynı zamanda kendi kadar büyük ve hassas bir yüreğe sahipti . Hep sahip olmak istediğimiz bir abi vermişti bize Allah . Hepimizin en güvendiği insan ve karşılıksız sevgi duyduğumuz tek adamdı . Çünkü aynı şekilde karşılıksız bir şekilde C.K da bizleri seviyordu . Cahil ve cesur bir kaç genç-çocuk . Dükkanını emanet edecek kadar sever , bir eksiğimiz olduğunda gururumuzu kırmadan eksiği kapatan ve her konuda arkamızda duran bir insandı . Lise de velilerimizin telefon numarası istendiğinde her zaman C.K’nın numarasını yazardık . Ve buna hiç kızmadan gereken ne olursa onu yapardı . Hiçbirimizi ayırmaz , hepimizi tek bir sıfat ile çağırırdı ; Bacanak . İşin garip tarafı “Bacanak” dediği zaman kimi istediğini anlardık . Sadece demesi yeterliydi .

Uzatmadan , bir gün C.K nın kardeşi H.K geldi . Evleneceğini söyledi . Haliyle paraya ihtiyacı vardı ve bu durumu kendisi karşılayamazdı . C.K yı uzun bir süre düşünürken takip ettim , 3 gün , 5 gün derken hepimizi yanına çağırdı . Neredeyse 5 yıldır beraberdik ve neredeyse bunun her günü birlikteydik .

Tebessüm etti .

“Beyler , Teta (ortağı) ile konuştuk anlaştık . Dükkanı kapatıyoruz , makineleri satıyoruz ”

Hiçbirimiz konuşamadık . Nedenini biliyor ve kahroluyorduk . Aynı zamanda tekrar tekrar C.K ya hayran oluyorduk . Evimiz gidiyordu , bir başkasına ev olabilmek için . Çok sürmeden her yeri toparladık , sattık , C.K nın arabasına kadar . H.K evlendi ve sonrasında H.K yı hiç görmedim .

C.K ile hala görüşüyorum . Badem Pınarında damacana taşıyor . Yaşı nerdeyse 33 oldu . Saçları döküldü ama uzatmaya devam etti . Ak düştü inceden . Ekmek teknesi ve tek mal varlığı olan arabasını vermesine rağmen hala mutlu ve hala bizi ilk tandığı gün gibi . Dinlenmek için mola verdiği her yerde , bir grup çocuk görürse aralarına katılır , hepsine limonlu maden suyu alır ve bir fotoğraf çekinir .

Peki Cennet Ehli bunun neresinde ?

Tam arasında . C.K bir Cennet Ehlidir . Tıpkı bahsettiğim O Cennet Ehli gibi . Kendi dünyasını yıkarken , bu iki nota arasında öyle bir tebessüm eder ki yaptığı şey ne kadar acı verici olsa da öyle güzel bir şey yapar ki , onu tanıdığınıza şükür edersiniz . Dizinin dibinden ayrılmadan yıllarca hayatını ona adamak , o güzel insana armağan olmak istersiniz . Benim Cennet Ehlim C.K değil , fakat o da bir Cennet Ehli . Benim için olmasa da varlığı öyle . Hayat benim için bu kadar dramatik olabilir ne kadar güzel olsa da . Ben sonları sevmiyorum tıpkı vedalar gibi . Sonlandıramam da bu sadakatimi .

Uzun lafın kısası tanışmak ve ayrılmak sadece iki nota arasıdır . İki nota arasında güler , iki nota arasında ağlar ve o iki nota ile ölürüz . Problem olan ise Cennet Ehli’ni fark etmek . Kimisi aşık olduğun insan , kimisi vefa duyduğun bir adam .

Şükürdür ki benim hayatımda iki nota , biraz gülüp biraz ağlama ve iki tane Cennet Ehli var . C.K ya sonsuz teşekkür , O’na sonsuz sevgi ve hasret .

“Bacanak güzel şiir”

-C.K