1485

İngiltere semalarında beş parasız ve arsız arsız dolaşırken çok mutlu değildik . Osmanlının önemli şairlerinden olan Aba-puş ‘u yeni defnetmiştik , dümen tutamıyorduk. Bir kaç kez işportacı olarak denedik şansımızı ama şerefsizler piyasaya kara bulutlar gibi çökmüştü . Dayak kötek kurtulduk ama töbe ettik . Hele o zamanlar savaş bitti bitecek dönemde , tam da para kırılacak işti Güllerin savaşı mı ne boksa , entrikalı mahalle kavgası ismi gibi ..

İrlanda tarafı bizim için güzeldi . Kadınların doğurganlık özelliklerinden nefret ettiği o dönemlerde , Çat Ormanlarına yakın bir yerleşke de 3 katlı güzel bir tatil köyünde Batak oynayarak 3-5 dinar kazanıyordum . İspanyol bir arkadaş vardı , yanlış hatırlamıyorsam adı Paco idi . Güzel şiir okurdu . Biz de o zamanlar şiirden anlamazdık , hala da anlamıyoruz . Ama konumuz bu değil .

Paco ile batak oynamak çok zevkliydi . “Koz bir” diye başlayıp , bok ellerden siler oyun çıkarırdı . Kadınlar bu yeni olan oyundan çok etkilenseler bile hiçbir kadın bu oyunu oynamayı bilmiyordu . Zaten Paco’nun gözü de her zaman Seyis Mikhail Puştov’un kızındaydı . Kız da ne kız ama . Bir paket Marlboronun bile değmeyeceği bir kız . Paco her gece kızın odasına yakın bir yerde yeni aldığı Fender Telecaster ile güzel şelpeler atıyordu . Sanattan anlamayan bazı insanlar (ki o bendim) Rom içip yaptığı saçma müziğe kahkaha ile ağlıyorduk . İşin kötü tarafı kız , penceredeki panjur yüzünden müziğin sahibin kim olduğunu bilmiyordu . Ama müzik çalmaya başladığında floresan lambasına gaz doldurup gece boyunca ışık altında dinliyordu , panjurdan sızan küçük minimal ışıklar da Paco’nun mutluyum demesi için yetiyordu . Fakat yetmemeye başladı .

Güzel bir gecenin sabahına doğru , Paco çalmayı kesti . Hiddetli bir hüzün ile bağıra bağıra İspanyolca bir ağıt yaktı . Sırtımı kapıya dayayıp onu dinlemeye başlamıştım . Olmayan karımı ve çocuğumu özledim . Bu düşünce yerini , 1-2 saat önce Batak’ta boş yere verdiğim ellerin düşüncesine bıraktı . Paco kapımı tekmeledi . Kapıyı son gücümle açarak karşısına dikildim . Şapkasını çıkardı . İçinden Sovyet markalı 2 tane cigara çıkardı . Anlatmaya başladı . Anlattığı şeyin benimle alakalı olan tarafını sorgularken , işin ucuna para girdi . Gözlerim açıldı , rom şişesini yere bıraktım ve çekmeceden ana yadigarı örgü şişini çıkardım .

Olay basitti . Panjuru kır , kızı kaçır . Mikhail delirsin , Paco sevinsin . Sende paralarını say , belki bir de kahve açardım . 3 gün 5 gece sonra kızı kaçıracaktık . Kaçırmadan önce de Mercedes marka atlardan birisini alıp hazırda bekletecektik . Burdan uzaklara , Doğu Almanya semalarına kaçacaktık .

Hazırlığa başladık . Erzaklar , paralar ve paçavra kıyafetleri sırtlandık . Paco birden ‘Tıbı.” dedi . Lakabım her yerde farklı olmak zorundaydı , ismimden o zamanlar pek haz etmiyordum . Fakat konumuz keşke bu olsa da size anlatsam .

“Ya , gelmek istemez ise ? ” dedi . “Bildiğin bir gazel var mı ? dedim . Varmış . Kızlar o dönemler gazelden nefret ederdi . Fakat Paco ‘yu sevecekse böyle sevmeliydi . Sesini tanımalıydı , seslendirdiğini değil .

Merdiveni eve dayadık . Kısa bir panjur delme işleminin ardından sokakta gezen Organize Suçlarla Mücadele ekibini görünce işi daha sessiz yapmaya başladık . Panjur delindi ve pencere açıldı . İçerde eşekler dışında hiçbir şey yoktu . Bir saman sepetinin içinde yatan kız , rüya tanrısının kollarında takılıyordu . Sepeti sırtladım . Paco’ya doğru uzattım . Eşeklerden bir tanesi , eşiğe doğru yaslanmamı fırsat bilerek arkamda pozisyon aldı . Paco kızı Mercedese yükledi . Eşek başımızı belaya sokmaya niyetliydi fakat ben bildiği erkeklerden değildim . Tekmeyi tam çenesine vurup aşağı atladım . Ayak baş parmağımın kırıldığını düşündüm ama sonra yerinde olmadığını fark ettim . Galiba kopmuştu . Hızla Mercedese doğru koştum . Tahmin ettiğimden daha az zayiat ile kurtulmuştuk bu işten . En azından bu işten .

Doğu Almanyaya 90 kulaç kaldığında bir ağlama sesini fark ettim . Güçlü Mercedes motoru , seslerin çocuğunu bastırıyordu ve 4 nala gitmenin eşsiz sesi bir sarhoşluk yaratıyordu . Bagaja bıraktığımız kızın 5 yaşında bir çocuk olduğunu fark ettiğimde , Paco’nun sadece gülümsediğini fark ettim .

“Bazı insanlar ruhlarını daha iyi bir amaca bağışlamalı . Kralın kayıp kızı artık bende . Savaş bitecek ve İngiltere huzur bulacak ” dedi . Ve ekledi “Bunu kimse bilmemeli” dedi ve geri geri sürmeye başladı . Toynakların değdiği her yer lav düşmüşcesine içine doğru eriyordu . Ölüyordum fakat acı verici bir ölümü hak etmiyordum bende herkes kadar . Çocuğu düşündüm . Doğduğu söylenen o asil kraliçe bir şairin elindeydi . Daha kötü ne olabilirdi . Ölümü bile unuttum . İçimden her şey için özür diledim Aragonlu Catherine ‘ye . Duymuş olmalı ki bunu , benim için bir serzeniş de bulundu

“Bir çift kanattınız hüznün rüzgarlarında
dağılıp gitti melekleriniz, beyazın öte dağlarında
ağlasın arkanızdan,bir ağızdan, tüm dehşetiyle İrlanda
Tıbı, sen harbi hayalet, sağlam kumarbaz
ruhuna el-fatiha”

Yorum bırakın