-Önsöz-
Rüya benim için çok önemli kavramlardan biridir. Kelime, anlam , isim vs. ”Rüya” yazan herhangi bir şeyi satın alabilir, okuyabilir, hakkında bir şeyler yazabilir ve çok çok sevebilirim. Fakat son zamanlarda rüyalarımı hatırlayamadığımı fark ettim. Çok güzel ya da dehşet verici şeyler gördüğüme eminim ama anlatamıyorum. Çünkü hatırlamıyorum. Bir şeyi çok isteyince mi rüyasını görürdün? Yoksa rüya görmek, sadece yaşadığın şeylerin ceplerinde kalan kırıntısından mı ibaret? Mesela ben şimdi kafama bir mermi sıkmak istiyorum diyelim. Rüyamda mı göreceğim? Yoksa kafama sıktığım için asla uyanılmayacak bir rüyada bir tabanca arayıp duracak mıyım? Her ikisini de şu an istemiyorum. Burası zaten rüyalar(!)ülkesi. Değil mi?
”Benim bir rüyam var herkese gördüğüm”
-Gazapizm
”Kalk lan kalk! Saat kaç olmuş yatıyon hala eşek gibi..”
Samet başında abisini görmüştü. Solundaki pencereden dışarıya baktı uyku sersemliği ile. Güneş doğalı daha çok olmamıştı. Sinirlenmesine yetecek bir done oldu.
”Yav ne ya, bırak yatıcam ben. Annneeğ! Al şu oğlunu başımdan yaa”
Mustafa bir piç gülüşü attı kardeşine bakarak. Çünkü onu uyandırmasını zaten annesi istemişti. Köye gideceklerdi. Fakat Samet bunu unutmuştu.
”Kalk lan köye gidecez. Kahvaltını et üstünü giyin” dedi Mustafa. Ardından Sameti bacağından sert bir şekilde dürttü. Samet bir anda daha da sinirlendi. Üstündeki pikeyi bir anda fırlattı. Yatağın üstünde hızlı bir haraket ile oturur vaziyete geçti. Yastığa yumruklar atmaya başladı. Sonra bir anda yastığı ağzına dayayıp çığlıklar patlattı.
Mustafa’ysa olduğu yerde durmuş, Sametin ne yaptığını anlamaya çalışıyor, bir yandan da kikir kikir gülüyordu. Çünkü bu beyhude çaba Sametten başka kimseye zarar vermiyordu. Sametin sesini kimse duymuyordu. Mustafa duysa da gülüyordu işte.
Samet abisinin güldüğünü fark etti. Ona zarar vermeyeceğini bilmek, tıpkı parmağına batan kıymığı çıkartamamak gibiydi. Oradaydı işte! Fakat yapamıyordu. Tutamıyordu kıymığı kafasından. Çekip çıkarsa, pencereden aşağı atsa.. Bunları düşündükçe gözleri dolmaya sonra da ağlamaya başladı.
”Yeteğr yaa. Babam gelsin dicem seni bu sefer”
”Ne dicen, baama.. Abim geldi beni uyandırmaya çalıştı, bende salak olduğum için yatağın üstünde sıpa gibi tepindim mi dicen?”
Sametin çaresizliği bir anda Muhammed Ali’ye bürünmüş ve kombine yumruklar çıkarıyordu yüzüne yüzüne. Çaresizce bir süre daha ağladı. Abisi odadan çıkmıştı. Yere fırlattığı pikeye baktı. Zaten annesi uyanmadığı için bir sürü laf söyleyecekti. Hızlıca pikeyi yerden aldı. Hırsa katladı. Yatağın üstüne koydu. Odadan çıkıp mutfağa doğru yürümeye başladı. Yürürken aldığı kokudan, annesinin patates kızarttığını fark etti. Bu onu biraz da olsa mutlu etmişti. Adımlarını hızlandırdı. Mutfağa varmadan annesi elinde tepsi ile kapıdan çıktı. Az daha Samete çarpacaktı ki, hızlı bir refleks ile tepsiyi daha da yukarıya kaldırıp Sametin altından geçmesini sağladı.
”Oğlum niye dolanıyon ayağımın altında ya.. Geç hadi otur”
Mustafa patates kızartmasını fark edince telefonunu hızlıca cebine koydu. Sofraya Sametten önce oturup, yer örtüsünü dizlerine çekti. Samet bu durumu fark edince aynı şeyleri yaptı. Sonunda anneleri tepsiyi yere koymuştu.
Fakat yine aynı şekilde görünen patatesler, yine aynı tatta olan patatesler.. Sametin tarif edemediği bir patates kızartması vardı ki sormayın. Nasıl olduğunu o da tam olarak bilmiyordu. Çünkü aslına bakarsanız farklı bir şey de bilmiyordu bu konu hakkında. Patates kaç farklı şekilde kızartılabilirdi ki. Ama aradığı o tat, İsmetin annesinin kızarttığı patatesti. Bir keresinde İsmet’e ”Elifba” öğretmek için 7.Kata çıkmıştı. İsmetin annesi de onlara patates kızartmıştı. Görünürde çok farklı değildi ama kendi annesinin kızarttığı patatesten daha parlak ve daha güzel gözüktüğüne emindi. Tadı desen, sonsuza kadar yiyebilirdi bunu Samet. O esnada hepsini yemek istedi. Ama utangaç bir yapıya sahip ve annesinin öğütlerini sıkı sıkıya dinleyen bir çocuk olduğu için ağır ağır yemesi gerektiğini düşündü. Şanslıydı ki İsmet pek yemek yiyen bir çocuk değildi. Zayıftı da zaten. Samet ağır yedikçe sanki İsmet daha da ağır yiyor gibiydi. Haliyle Sametin işine geliyordu bu durum. Bu duruma ses etmedi. Aklına her geldiğinde İsmetin annesine teşekkür ederek usul usul patatesini yedi. Sonra eve döndüğünde ilk iş bunu annesine anlatmak oldu. Annesi ”Fritözde kızartıyordur oğlum, sorarım ben” demişti. Fakat İsmetin annesinin fritözde kızartmadıklarını ya da farklı bir şey yapmadığını öğrenmişti Sametin annesi. Kendisi de şaşırmıştı. ”Belki de patatesin cinsindendir oğlum” demişti. Fakat Samet, farklı farklı patatesler de yese, aynı tadı alamadı. Yakın bile değildi. Yine sofradaki patatese kalmıştı.
Şikayet etmek, onun ailesinde şükürsüzlük sayılırdı. Şımarmak, azıtmaktı. Olana şükret, olmayana dua et. Motto buydu. Samet de usul usul patatesini yedi. Sonra ellerini yıkamak için tuvalete gitti. Ardından odasına dönüp çantasını hazırladı. Aslında son gördüklerinden sonra köye gitmek de istemiyordu. Pınar ve İsmetin ne yaşadığını anlamaya çalışıyordu. ”Belki de ders ile alakalı bir şeydir” diye düşünse de, Pınar ve İsmet aynı sınıfta değildi. Pınar c, İsmet ise a sınıfındaydı. Hocaları neredeyse taban tabana zıt olmasına rağmen bir yarış içindelerdi.
Onun dışında aklına başka bir fikir de gelmemişti. Gelememişti. Pınarı sevmek onun için şımarmaktı zaten. Bir de üstüne onu bir başkası ile paylaşma fikri hiç de güzel değildi.
Bir anda evin telefonu çalmaya başladı. Samet koşarak açmaya gitti.
”Alo?”
”Oğlum, anana söyle biraz geç gelecem ben. Hazırlığınızı yapın yine de, ben anneni tekrar ararım” dedi babası.
”Tamam baba, annemi çağırayım mı?”
”Yok dediklerimi söyle yeter. Hadi Allaha emanet” dedi ve kapattı.
Samet annesine babasının söylediklerini aktardı. Sonrasında da bilgisayarın başına gitti. Hazır abisi telefonda hararetlice bir şeyler ile uğraşırken fark ettirmeden bilgisayar oynamak istiyordu. Düğmesine bastı. Kafasını kapıdan dışarıya doğru uzattı. Abisi fark etmemişti. Gün içinde en güzel olan şey buydu.
Sandalyeye oturdu. Bu aralar bayadır ‘Cs’ oynamıyordu. Gördüğü adamı vuramaz olmuştu. Hızlıca oyunu açtı. Bir iceworld_16 haritası buldu ve bağlandı. Sesi kıstı ve bir süre oynadı. Sonrasında ”Facebook” açması gerektiğini hatırladı. Çünkü Pınar ile oradan konuşacaktı. Bir başkasına şu an söyleyemezdi. Dalga konusu olur, hatta belki de evdekilerin kulağına giderdi. Bu da dayak yiyeceği anlamına geliyordu.
Fazla vakit kaybetmeden ‘Google’ üzerinden Facebook’un sayfasına girdi. Kendine bir profil oluşturdu. Kendi adını ve soyadını yazmaktan başka bir şey aklına gelmemişti. Hobilerine kitap okumak , müzik dinlemek ve Emret Komutanım izlemek yazmıştı. Zaten başka bir şey yazan var mıydı? Belki Emret Komutanım yerine Adanalı da yazabilirdi fakat Adanalı bir polis dizisiydi. İçinde asker yoktu. İçinde asker olmadığı için o kadar da milli duygular hissettirmiyordu Samete.
Profilini de oluşturduktan sonra ilk iş Pınarın adını arama kısmına yazmak oldu. Sonuç yok. Bir kaç kez daha denese de Pınarı bulamamıştı. Bir sürü Pınar isminde profil çıksa da istediği kişiyi bulamamıştı. Farklı bir yol izlemeyi düşündü. İlk önce bulabileceklerini eklemeye koyuldu. Mehmet’i direk bulmuştu. Çünkü o da kendi adını ve soyadını yazmıştı. Fakat başka kimseyi bulamadı. Bu durum bir hayli canını sıkmıştı. En iyisi sokakta karşılaştığında İsmetin profil adını sorup, sonrasında oradan Pınarı bulmaktı. Arkadaş olduklarına neredeyse emindi.
Sayfaları kapattı ve annesine seslendi. ”Anneğ! Ben aşşağı iniyom..”
İsmet bilgisayar başındaydı. Facebook üzerinden ‘Dragonville’ adında bir oyun oynuyordu. Keyfi yerindeydi ta ki oyunda bir ejderhası ölünce morali bozuldu. Yüzü asıldı, tüm mal varlığını kaybetmiş gibi hissetti. Biraz dışarıda oynamak istediğini fark etti. Sonrasında annesine seslendi.
”Anne, aşağı inebilir miyim?”
”Kapının önünden ayrılma.”
”Tamam”
İsmet bugün en sevdiği kaprisini giyecekti. Belki Pınarı görmek ümidi ile genelde güzel olduğunu düşündüğü şeyleri geliyordu. Arada ikisi de annesinden izin isteyip, çaprazdaki parka gidiyorlardı. Rahat rahat oturacakları ve birbirlerinin yüzüne bakacakları tek yer oraydı. Geriye kalan yerler bir başkasının onları görüp, annelerine şikayet edeceği yerlerdi. Mahallede herkes muhbir. Zaten Pınar, Can’a İsmet ile sevgili olduklarını söylemişti. ”Aşığız biz” demişti. Can da Pınarı ya da İsmeti her gördüğünde saçma sapan hareketler yapıyor, aklına gelirse eğer ”Aşığğsııın. Dındındın dın dın dın. Aşığğssıın..” diye kendince bir müzikal veriyordu. Öyle bir durumda Pınar hızlıca Canın yanından uzaklaşırken, İsmet susturmaya çalışıp bıyık altından gülüyordu.
İsmet sokağa indi. Etrafta kimse yoktu. Karşı binanın çocukları kendi kendilerine oynuyordu. Karşı binayı pek sevmiyordu İsmet. Orada sevmediği bir kaç çocuk vardı. Hele ki onlara Pınar ile gözükürse.. Yanmıştı. Neyse ki Pınar aşağıda değildi. Büyük ihtimalle hala uyuyordu.
Tam bu sırada bina kapısının tekrar açıldığını duydu. Gelenin kim olduğunu görmek için arkasını döndü. Gelen Sametti. Samet aslında onun sevdiği bir arkadaşıydı. Arada bisikletine binmesine izin verirdi. İsmetin henüz bisikleti yoktu.
Konuşmaya başladılar. Metin2’yi bıraktıklarını, Adanalının son bölümünü konuştuktan sonra Samet sorusunu sormaya karar verdi.
”Senin Facebook adın ney?”
”Face mi açtın?”
”He sabah açtım”
”Tamam sen bana adını söyle. Ben eklerim seni”
”Sen unutun onu, sen adını da söyle”
”Söylesem de yazamazsın ki şimdi”
”Ne yazıyor ki”
”Şekilli falan bir şey. Bende söyleyemiyorum”
”E salak söyleyemiyorsan niye adını o yaptın”
”Güzel çünkü, cillop gibi nick”
Samet İsmetin teklifini kabul etti. Fakat köye ne zaman gidecekleri belirsizdi. O yüzden bir anda yukarıya çıkmaya karar verdi. İsmet kalması için ikna etmek istedi, hatta meybuz ısmarlamayı bile teklif etti. Dayanamadı ”Tamam artık bina kaptanı da sen ol ya gitme” de desede Samet gitmeye kararlıydı. Çaresizce İsmet de eve gidecekti. Bilgisayarında oynamadığı oyun kalmamıştı. İnternet yavaş olduğu için de oyunu indiremiyordu, çünkü uzun süre bilgisayarın açık kaldığını gören annesi inatla bilgisayarı kapatıyordu. Aklına tekrar ‘Dragonville’ de ölen ejderhası geldi. Halbuki ne bonuslarla, ne yıldızlar harcamıştı onun için. Sonuçta ölmüştü geri zekâlı birinin baskını yüzünden.
Fakat sonra Pınarın uyanmış olabileceğini düşündü. Saat neredeyse öğlen 12’ye geliyordu. Kesinlikle uyanmıştı. Hızlıca yukarı çıktı. Elini yüzünü yıkamadan bilgisayarın düğmesine bastı. Hızlıca Facebook’u açtı. Hemen mesajlar kısmına geldi. Pınara yazdı?
”Naber aşkım?”
Günlük dillerinde böyle iltifatlar yoktu çok . Arada İsmet söylese de Pınar birinin duymasından çekindiği için söylemiyordu böyle şeyler. Zaten utanıyordu.
Pınar 1 saat önce uyanmış, kahvaltısını etmişti. Mevsim yaz olduğu için okul derdi yoktu. Annesinin evi süpürmesine yardım etti. Biraz Mehmet Erenin kahrını çektikten sonra aklına yazı defterinde çalışması gerektiği geldi. Hala yazısı istediği kadar güzel değildi. Çilemin yazısı ile çok güzeldi. Bir türlü onu geçemiyordu. Kıskanmak bir yana gıpta ediyordu aslında. Çünkü Çilemi seviyordu, onun en yakın arkadaşıydı.
Defterde biraz yazı çalıştıktan sonra bilgisayarı almak için oturma odasına gitti. Bilgisayar için Mehmet Eren ile ufak bir kavga ettikten sonra galip geldi. Saatini çoktan aşmıştı Mehmet Eren. Annesinin azarı üstüne bilgisayar onda kaldı. Ranzasının alt tarafına bilgisayarı koydu. Tam hizasında yere de kendisi oturdu. Şifreyi yazdı ve tarayıcıyı açtı. Facebook’a girdi. Profil fotoğrafı tam istediği gibi olmuştu. Sonrasında bir mesaj geldi. Mesaj İsmetten. ”naber aşkım?” yazmış. Pek de yazmış diyemiyordu, çünkü o dönemin jargonu farklı farklı düzende yazılmış cümleler bütününden ibaretti. Yazı da ”nAber aşqım?” şeklindeydi. Mesaja cevap vermemeye karar verdi. Biraz naz yapılması gerekliydi sanki. Ya da o esnada öyle hissetti. Çileme yazmanın daha doğru olduğunu düşündü. Fakat ona İsmet ile sevgili olduklarını söylemeyecekti. Henüz değil en azından. Belki okul açıldığında.
Bu esnada İsmet, Sameti arkadaş eklemeyi unutmuştu. Hala Pınardan cevap bekliyordu. Çevrimiçiydi, fakat cevap gelmiyordu. Beklemeye karar verdi. Bir yandan da YouTube üzerinden bir şeyler izliyordu.
Samet kapının çaldığını duydu. Annesinin bakacağını düşündü. Fakat kapıyı açan yoktu. Kapı bir daha çaldı. İçeriye baktı. ”Anneğğ, kapıya bak” dedi. Fakat ses gelmemişti. Sonra ”Allam ya” diyerek sandalyeden kalktı. Bu plastik sandalye de iyice rahatsız etmeye başladı. En iyisi üstüne bir minder ya da yastık koymaktı. Kapıya doğru yürüdü. Annesinin misafir odasında namaz kıldığını fark etti. Kapıyı açtı. Kapıda Can vardı.
”Samet Abi, aşaa geliyon mu?”
”Yok ya köye gidecez biz. Bilgisayarda işim var.”
”Ablamda soracaktı bilgisayar biliyon mu , diğer aya alacaz smackdown oynayacam. Sen nabıyon , smackdown mu oynuyon. Bende gelip bakayım mı ?”
”Yok şimdi annem kızar. Facebooktayım.”
”Ablamında var Facebooku.”
”İsmet ekleyecekti unuttu, aşağıda görürsen söyle ona beni eklesin şerefsiz. Bide unutmam dediydi.”
”Yok evde o. Bilgisayarın başındaymış, inemezmiş. Pınarla konuşuyormuş.” dedi Can. Ardına da ”Töbe töbe hıhıhığ” diye güldü.
Samet’in başından aşağı bir tencere patates kızartmasından arta kalan yağ döküldü sanki. Kısa ve sarı saçları diken diken oldu. Canın söyledikleri onu hem çok üzmüş, hem de çok kızdırmıştı. Demek İsmet, Pınarla konuşuyordu ha? ‘Amına koyim o zaman İsmetin’ diye düşündü içinden. Çok sinirliydi.
”Baane ya! Bana niye sölüyon. Hadi benim işim var sonra görüşürük” dedi ve Canın cevabını beklemeden kapıyı kapattı. Kapı kapanır kapanmaz, Can kapıya doğru bir nah çekmişti.
Ama şu an bunların hiçbirinin önemi yoktu. Yine istediği her şey İsmetin elindeydi. Neydi ki bu İsmet. Ballı bir piçten başka bir şey değildi aslında. Samet bunu biliyordu ama kıskanmamak elde değildi. Bir şeyler yapmalıydı. Yapabilir miydi? Yapabilmeliydi.
Odasına döndü. Kapıyı kapattı. Köye gitmenin, dedesini görecek olmanın, hatta belki köyde traktör sürmenin bile keyfi kalmamıştı artık. Orospu çocuğu İsmet. Hak etmişti bu hakareti artık.
İsmet bu olanlardan habersiz hala cevap bekliyordu Pınardan. Pınarsa cevap vermemekte en az onun kadar ısrarcıydı. İsmet yatağına uzanıp , bilgisayarın hoparlörlerinden birini yatağına çekti. Sesini orta karar bir seviyeye getirdi. O zamanlar yeni yeni ‘Türkçe Rap’ ile tanışmış, ‘Yener’ diye bir adam iyiden iyiye sarmıştı. Bu aralar ‘Çöktü Gece’ isimli parçasını dinliyordu. Şarkıyı YouTube’dan açıp, yatağına uzandı. Monitörün ekranını kendine çevirdi. Pınarın resmini açtı. Yavaş yavaş uykuya kaldı.
Rüyasında binanın önündeydi. İleride kaldırım taşında Pınar oturuyordu. Binanın arkasında bir düğün vardı sanki. Sesler geliyor, bir oyun havası çalıyordu sanki. Yavaş yavaş Pınarın yanına doğru yürüdü. Pınarın elinde bir taş vardı. Taşı oturduğu kaldırımın kenarına vuruyordu. Üstünde gelinlik vardı. İsmet yavaş yavaş Pınarın yanına doğru yürüdü.
”Naber?” dedi İsmet.
Pınar üzgündü. İsmete doğru acı acı bakıyordu.
”Niye gelmedin? Sen geç kalınca yerimizi başkasına verdiler” dedi Pınar. İsmet aslında durumun farkında olmamalıydı, fakat nereden biliyorsa kendi düğününü kaçırdığını biliyordu.
”Tamam üzülme. Benim bildiğim bir yer daha ver evlenilen. Oraya gidelim.”
”Nerden biliyorsun ki?”
”Sünnet düğünümü yaptığımız yer. Sen yoktun o zaman, gelemezdin. Oraya gidelim. Orda herkes evlenebilir.”
”Annem kızar, uzağa gidemem”
”Ya hemen gider geliriz”
”Uzak değil mi ki?”
”Hızlı gideriz sen gel” dedi ve elinden tutup kaldırdı Pınarı. Sonra elinden tuttuğunu fark etti. Bırakmak istemedi ama daha mahalleden çıkmamışları. Çabuk adımlarla caddenin aşağısına inip, kendi tabirleriyle ‘Dinozorlu Park’ın oraya gittiler.
Varmışlardı. Biraz ileride dinozorun başı gözüküyordu. İçeriye girdiler. Hızlıca bir odaya girip, nikah memurunu buldular.
İçerisi bir anda dolmuştu. Bir sürü sevdiği insan gelmişti İsmetin. Özgür Abisi, Maraz Ali, Atatürk.. Hepsi gülümsüyor ve alkışlıyordu. Pınar da çok mutluydu.
”Evlenmeye mi geldiniz?” dedi memur. İsmet ”Evet!” dedi. ”Evlenebilir miyiz?”
”Tabii, birbirinizi öperseniz evlenmiş sayılırsınız” dedi. Öyle söylenince İsmet biraz utanmıştı. Nasıl öpecekti ki şimdi? Kendine baktı. Altında yine en sevdiği kapriyi gördü. Üstünde alelade bir tişört. Pınara baktı. O ise çok güzeldi. Üstünde harika bir gelinlik vardı. Olduğu yerde misafirlere bakıp küçük küçük zıplıyordu. İsmet tekrar kendine baktı. Yine aynı şeyleri gördü. Pınarın bunu fark etmediğini düşündü. Fark etseydi üzülürdü. Sonra kendisi üzüldü. Kenara oturdu. Bir sigara gelmişti bir yerden eline. Tam bir nefes çekecekti ki….
”Oğlum ne uykusu bu saatte, sonra gece uyuyamazsın, kalk”
Bazen öyle olurdu. Her şey üst üste gelirdi. Napacaktı? ‘Yener’ dinlemeye devam..