Biri Beni Azatlasın

Hey sen ! İnsan ki çakıldak .
Gördüğüm kadar acar mısın bileklerinde
Beni yenebilir misin bir yürek güreşinde
Yenersen bir avet benden sana
Kıranta bir adamım artık ben , yetersiz
Senin için zor olmaz beni devirmek
İmtiyaz buyurma hiç esrarımı merak etme
Benim hikayem fazlası ile güzeşte
İlle de ısrar ısrar o vakit otur hele dibime
Bak şu batan şems , şu salınan yaprak
Oturduğun kamara hatta şu koca derya
Benim kadar sefil değil ve kimsesiz
Bir vekili yok nefesi hep isteksiz
Hayır bu bir aşk muamması değil
Bir terk etme kararı ya da zorluğu da
Bu bizzat gördüğün çehre
Duyduğun kasvet ve kehanet ile alakalı
İnanarak kaybettim , daha da inandım
İnadına kaybettim inkar etme karardım
Benim derdim kazanmak ile alakalı
Kazanın eli arş-ı teâlâ da iken
Kaybedenin yüreği , eli , boynu
Ümidi yerde ümidi
Kaybetmek cesaret işi kaybederek ölmek
Nihayeti ölüm kaybet Allah kaybet
Bilirim bu sonu bitmeyecek bir hikaye
Belki de ben benim
O yüzden alay eder benim ile mahalle
Bulduğunu oku , bulamadığını arama
Asla burjuva olma , devlet ile olma
Sansasyonel ol , radikal konuş risk eyle
Ya da bırak bu proletarya ayaklarını
Sende var yârin ile hasbihal eyle
Benimle işin ne senin çakıldak ?
Haydi beni azatla dünyadan
Ben bu devrin adamı değilim !

Mellon

“Hiçliği hissettiğim derin vakitlerde, bir yerlerde senin olduğunu bilmek beni o derinlikten çıkarır; beni sağlamca silkeler ve her ne halde isem özüme döndürür. Evet, bunun olması için beni çok farklı sevdiğini bilmek bana yeter. Biliyorum ki hayatım boyunca kimse beni senin tuttuğun yerde tutamayacak. Bu yüzden hep iyiki diyorum. Üzerini hevesle karaladığım geçmişimde beyaz bıraktığım tek noktam, bir tanecik çobanım, hayatımdan hiç eksilmemesini istediğim nadide adam, dostum, ağlama duvarım, ve gönlümdeki sıfatların daha nicesi. İyiki doğdun, iyiki dostluğumuzu baki kıldın. İleriki yaşlarının sana bir yerlerde sakladığın muazzam projelerini, düşüncelerini, bestelerini, yazılarını denizlere dökebileceğin fırsatlar vermesini diliyorum. Bunu gönülden istiyorum, ve bir gün çok başka bir yerde -belki ikimizden birinin hayal kürsüsünde- seni gururla izleyeceğimi de biliyorum. Seni çok seviyorum.”

-Akbaba

Bir an geçmişimi muhakeme ettim elimden geldiğince . Noktalama işaretlerini atlayarak kendime bir geçmiş deliği açtım . Gri renkte dalgalanmaya başladı herşey . Sinematografik olduğu için değil griliği , belirsizliğinden . İçinde ‘Akbaba’ gibi rüyalarımın ressamları da vardı , gerçekten daha acı sanrılar da .
Sanrı ile rüya arasında ki farkı izah edeyim . Sanrı istek dışında görmek zorunda kaldığınız bir takım var olmayan bilinç altına ait görüntü ve görünümler . Rüya (ki benim rüya kavramım farklıdır) kahvenin yanında gelen bir parça çikolata gibidir . Çikolataya bazen o kadar dalar gidersin ki kahveni unutursun , kimi zamanda çikolatayı kahvenin içine atar uzun bir şekilde tadını çıkarırsın . Aralarında olan en büyük fark sanrıyı rüya görmek istediğinde görürsün , rüyayı uyurken , sızarken ve uyuduğunu (!) zannederken .

Ben rüyalarımı unuttum , hatırladıklarımın çoğuna kilit vurdum hafızamda , asla unutmamak için . Buna da bir örnek verelim . ‘T’ benim hayatıma giren en gerçek insanlardan biri . Radikal kararlar almış olması ve jenvallik yerine marjinalliği daha çok benimseyen bir insan olması onu benden uzaklaştıran şey . İsteklerini net isterdi , üstüme titrerdi ve sigaradan nefret ederdi . Yaşı ilerledikçe o mazimizi bir çocukluk çağına atfetdi , ben gerçek olduğuna her zaman inandım , yabana atmadım . Korkusuzca , hata yaparak yaşıyordum o zamanlar . Cahil cesareti . Fakat ‘T’ hep sanrı olarak kaldı , çünkü gerçekleşmeyecek o kadar çok hayal kurdum ki onunla rüyasını dahi göremedim . Emrah Serbes “Çünkü bir şeyi çok isterseniz rüyasını görürsünüz” der . Ben ‘T’ yi kaybettikten sonra gördüm hep rüyasını . Fakat bu onu Rüya tarafına çekmedi , sadece onu istemek rüya oldu .

Akbaba bir kaç insan sansasyonelliğine sahip birisi . Savruk fikirleri , alnında çıkan damarı , hafif sigarası ve şen kahkahaları ile kaçabileceğim bir çardak . Hani herkesi seven insanlar olur ya , Akbaba onlardan değil . Bir kaç insan harici gönlünde kimseye yer vermez . O yüzden de seni gerçekten sevdiğini bilirsin . Daha yumuşak birisi olsa “Beni de bu yüzden seviyor” diyebilirsin ama Akbaba buna izin vermiyor . Gerçek sevgisini damarlarına aktarıyor , hissetmek zorunda bırakıyor seni . Beynine doğru gri/beyaz atlar hücum ediyor bir iskeleden . Yelesi rüzgar kadar yumuşak , adımları hırçın bir at sürüsü seni içten sıcaklığı ve gerçekliği ile sarıp sarmalayınca ister istemez Akbaba’ya sarılıp saatlerce bir senfoni eşliğinde ağlayasın geliyor .

İşte gerçek Rüya bu ! Sebebi sadece Akbaba ile aramızda olan derin muhabbet ve dostluktan dolayı değil , kimi zaman en kanlı muharrebesini bana karşı verdiği için . Kimi zaman kalemi bana karşı olduğu için . Gerçek olduğu için gerçek !

“Her adam ölür ama her adam gerçekten yaşamaz ” -Braveheart-

Gerçekten yaşamamı sağladığın için..

Akbaba’ya

Gözlerim Kanıyor Ama Bunun Elinde Tuttuğun Defter İle İlgisi Yok

Sırra kadem basmışsa mutluluğ-u beşer
Haya etmeli insan yaşadığı kaderden
Gökte bitmişse kardelenler yediverenler
Zalim utanmalı şerri şahsiyetinden

İşte kalemim böyle şeyler yazmak istiyor
Biçare bir Adem’in elinde duruyor
Varlığına mana katmak benliğine
Şenlik istiyor gitsin ruhundan matem

Ben kimim ki bir serseriden öte
Ki annem ilkokul öğretmeni de değil
Benden bir Çağlar da hak getire
İstenen iki eylem ; diz çök ya da eğil

Ayakta ölemiyorum bu aralar ve yalnızca
Şahit olmalı ölümlerime fahişe gibi
Çaresiz gibi beklerken fütursuzca
Sitemim keşke sana olsa ama değil Cennet Ehli

Kızgınlığım kendimedir susturamadım solu
Şu raftan bir yasa çek bana doğru oku
Devletimiz ala bir Yeniçeri ordusu
Gözlerinden geçenler esaret korkusu

Korkma bana bağlı kalamaz hiçbir yaşam biçimi
Biliyorum biz hiç istemedik ki bu seçimi
Bir başka dünyalı biz dünya imtihanı
Yine kör oldum bilmem gündüz mü gece mi

İnsan bu işte bir kör olurda bin düşer
Nereye kaçalım bu ölüm grilerden başka
Bakma işte öyle yoksa annem benden vazgeçer
Babam çoktan vazgeçti bir kaşı hep kalkışta

Bende isterdim Ayhan olmayı Pamuk olmayı
Kollarımda aksın isterdim gece gibi şiir
Çay bardağına da küstüm yüzünü göstermez oldu
Belki severdi beni o adamlar istemezdi solmamı

Popüler filmler gibi hayatım belki de
Herkes ağlar gibi yaparken eve dönüş parasını düşünür
Ben kalırım sahnede ışıklar ile denk
Yalnızken soygunca ceplerimde ellerim üşür

Her şiirimi intihar say bu gece Cennet Ehli
Atlamadan say ki bir gece de kaç kere ölünür
Anlat belki bir aptala buğz eder sefilliğim
Beynim benden nefret ediyor , kalbim aptallığı ile övünür.

Kirpiklerinden Dökülen

 

Ben Fransızca bilmem
Böyle mi girilir be mahalleye
Saçak saçak olmuş avurdumuz
Gönlümüz , kalan bir kaç umutsuz kuşumuz
‘Anlat’ dedi kaçmamıza sabah kala
Bilmediği gökkuşaklarını anlattım ona
Kapkara kesildi kirpikleri tutu dilimi bir yara
Ben konuşamaz oldum Fransızca da bilmem
Gitmek lazım şehirlerden değil mi hey Viransko
Bu gece bir balık öyküsü yazalım seninle denizlere
Hüzünlü bir şarkı da olur keyfim yerinde
Ne zaman anlatsam bir şeyler birileri dinlerken
Aklım kaçmaya başlar ütopyalara
Kendim ve ben içinde hapis bir anlaşma
Daktilo alsam yanıma
Bir de seni
Bak Kadın ! Beni kandırma
İsterse zerdüşt başka buyursun bu gün
Demirci de dövdürme bana kelimelerimi
Bu gece sallanalım birlikte jargonlarla
Duvarları yıkalım ve diyelim ‘Merhaba!’
Çünkü ben Fransızca bilmiyorum diye
Mahalle benimle alay eder durur kahvede
Kahvenin sahibi eskilerden Viransko
Tutturdu yine bir şarkı yazalım diye
Olmaz dedim , bu gece sürgün var diyarlarda
Ne şekilde olursa olsun sür kokunu kanatlarına
Bir bira bardağı kadarım hayatında belki de Fransızca
Anlamıyorum ki düşürdüğün hiçbir şeyi
Düşündüğüm ile kalıyorum ellerim iki harf biri sesli
Boşver.
Ben Fransızca bilmiyorum
Ben , kahvenin sahibi Viransko
Huzurlarınızda bu gece de Dünya’ya veda ediyorum.

e6e8af2a1c2c4e2d8a2225ee91feb028

 


 

Uçurumun Kenarlarını Yoluyorum

Evime farklı farklı yollardan gitmeye bayılırım . Evimin var olduğu zamanlar en azından. Artık bir evim yok . Yeni şairler de tanımıyorum artık . O yüzden ben yazıyorum . Kitaplarımı onarıyorum mesela . Yeni gibi olmuyorlar belki ama bir uğraş var en azından . Belki kış gelince mutlu olabilirim . Üşümek varlığımın bir kanıtı gibi benim için . Sigara içmekte öyle . Zaten ben yalnızlığı seven bir insanım . Kapıda biri beni karşılamasa da olur . Nasıl olsa eve gitmeyi pek sevmiyorum farklı yollardan olmadıkça . Uyku problemini de çözdüm sayılır . Gelişiyor muyum ne ? Değişiyorum galiba .

 

Ne değişmesi saçmalama . Bir kurt ile bir kuzuyu aynı bedende tutuyorsun hala . Bir çocuk görünce gözlerinin içi gülüyor . Kendinden veriyorsun , verdiğin şey sırf canını yaksın diye . Cennet Ehli var birde hala . Varlığına inanmadığın ama umut ettiğin spekülatif kavram .  Hala Onur Ünlü okuyorsun . Tek bir teşekkür etmiyorsun . Kenarlarda yaşıyorsun . Yalnız öleceksin çünkü bunu istiyorsun . Toplum seni anlamıyor olabilir , anlasaydı zaten bu ilkel doygunluktan mahrum kalacaktın . Bir kadın gördüğünde ona bakmaktan utanmayacak , ahlaksız tekliflerinin kobayı haline getirecektin . Dünyada en ciddi şeyin ölüm , en dalga geçilesi şeyin ise yaşam olduğunu unutacak , benliğinden çıkacaktın . Ki çoktan çıkmış sayılırsın . Uçurumun kenarlarını yolmaktan vazgeçme ki Tanrı sana acısın . Yalnızlığın ona mahsus olduğunu hatırlasın . Kitaplarca , kıtalarca , soygunca.

 

Ben bu devrin en afilli kaybedeniyim . Siz de öylesiniz . Ama siz bunu söyleyemezsiniz.

Deprem Olmuş Bir Ağacın Kanatlarında

Bayram sabahına uyanmalı 
Bir bayram havasında yazmalı
Yazabilirse literatür
Yazamaz ise kime küfür ?
Yazma.
Yazdıkça kendinden kaçmanın farklı yollarını arar oluyorum
Bulamıyorum.
Gerçeği her gördüğümde inkar çeşitleri artıyor defterimde
Çiziyorum üstünü tek tek.
Çizmekten başka çaren yok aptal.
Kendini kabullenebilecek kim var ki dünyada
Bir şeyleri abartmadan ya da azaltmadan
Kabullenilmez doğrular ve yanlışlar 
Hayat çok değişmedi sanki
Gevrek mutluluk tadı yok ağzımda 
Hata bende ama biliyorum 
Mutlu olmak kolay , mutlu kalmak zor .
Bak yine mutsuzluğun kollarında yazıyorum sigara içerken
Yarın bir bayram sabahı oysa ki hemde anne evindesin
Bilirsin ki bunları yaşayacaksın çünkü sen bir viranesin
Tutup da okunur mu sevdiğin kadına Muhsin Ünlü..
Yaz iki öpücük , bir gök , bir de üç beş martı romantizmi 
Al bak bu klişeleri sana yazdım de değil mi ?
Öyle işte . Kim ne yapsın Ece Ayhan'ı
Emrah Serbes'in anlattığı dram'ı kim anlasın.
Herkes farklı olmak isteyip aynı hayatı yaşarken
Sen aynı şeyleri niye farklı bir dilde anlatmaya çalışıyorsun
İşte ancak böyle saçmalarsın günü geldiğinde 
Yazacaksın yine diye avutma kendini
Yazamayacaksın . Yazar değil Yazamayansın.
Deprem olacak bir ağacın kanatlarında
Sen dans edeceksin 
Hayatının en basit günlerini yaşıyorsun belki de
Bunları unutma he.
Sızla.640xauto

Reçete

Bugün asma katlardan sesleniyorum
Babil ya da Mısır ülkemiz
Proletarya sınıfı hakkında düşünüyorum
Sevinçler tarifsiz hüzünler esefsiz
Boşluğa doğru atarken kendini
Lügat ya da majör kelimeler silüyetsiz
Kifayetsiz kalamaz hiçbir varlık
Anlamsız bir ağaç gibi
Bir tutam gölge , gol sevinci vilayetsiz
Yaktığını iddia ettiğin sigara sönerken
Variller dışarda masa halinde
Müziğin güzel ama kulağım ekseriyetsiz
Benim derdim kendimle zaten
Bir savaş bir bela ve hayatım değersiz
Sen bana acıyorsun bunu tüm şehir bilir
Ellerimde kasımpatı ile de gelsem kapına
Cesaretim eksik şarkılarım biraz tiz
Bizde bu baharlara küseriz ve sonrasına
Kışları eğlenir şiirler düşünürüz
Baktık olmuyor ben hala ölüyorum
Bir sigara yakar mezarıma çiçekler ekeriz
Belki bize de bir kaç memur gelir
Devlete nüfusu haber etmek için
Acaba biz de nüfus içinde sayılır mıyız ?
Çünkü biz nefes alan ölüleriz

Anwa A’mael

Bak çok güzel bir konu buldum
Yaşamam için yardımcı olur musun ?
Karnımda ki kırık yabancılar için
Biliyorum çok yorgun ve uykusuzsun
Ben bir ömür yaşıyorsam sen yaşatıyor
Salındığım düşlerde beni kucaklıyorsun
Lügatım sevginin en kötü kelimeleri
Nasıl onları böyle de anlıyorsun ?
Uğruna ruhumda ki her zerre feda
Bana bir kere daha sarıl ne olursun..
Hayallerinde belki böyle değildi
Tuvaline böyle bir leke geldi
Bir leke ancak böyle sevilir
Bu fidan sadece senin karşında eğilir
Biliyorum bana kızıyorsun şiirlerimde
Kara tren çağırıyorsun odamda başıma
Bilirsin tabi ben sadece kara tren ile uyur
Arada bir savrulur yine dizinde olurum
Kıymetini bilmek bana hüznü hatırlatır
Çünkü ben böyle güzel bir şiir görmedim
Kaşlarında Süreya , ellerinde Ece Ayhan
Allah’tan istenebilir şeylerin başında
Bir sağlığın gelir bir de gözlerinin huzuru
Eh ben artık kalkayım sigaram biter şimdi
Annem , huzurunu sevdiğim kadın..
Bir kahve fincanı da bana seni hatırlatır
Aklımda kararttığım her gökyüzü de
Benim için yaşadın senin için öleyim
Şükranımı kabul et ve çek beni yüreğine.

2019

Bilmezdim yine o gün öleceğimi . Ölüm ile alakalı bunca şey söylerken yine ıskaladım kendi ölümümü . Samsun 216 almıştım o gün belki de ondandır . Çocuk Dostu Turizm Kongresinde görevliydim . Gönüllü adı altında zorunlu kaldığımız bir etkinlik , hizmet ediyoruz . O gün gecesinde biraz alkol almıştım , etkisinden olsa gerek rahat rahat uyuyup 7.00 de orda olamamıştım . Öğlen vakti olmuştu. Hızlıca giyindim , bir kaç parça çerez attım ağzıma ve çıktım. Bildiğiniz üzere yine berbat bir haldeydim görünüş olarak . Aynı deri ceket , aynı pantolon , aynı ayakkabı . Kendimce kendime “çakı gibi ” derim . Moral olarak destek amaçlı .

Otobüse bindim , kulaklığım kulağımda . Saian – Al Sevgilim Anne Ol Bununla çalıyor . Ayaktayım bende istasyon caddesine yakın bir yerdeyiz galiba tam hatırlamıyorum . Otobüs durdu , adetim değildir genelde Music Player sonsuz döngüde kalır . Saian – Al Sevgilim Kanser Ol Bununla başladı . Şaşırdım bende , kalsın istedim , kafamı kaldırdım .

O.

Hayır yanlış gördün o değil.

Tekrar baktım . O

Kendine gel , ayakta kal.

Saçma gelebilir size , fakat sırf böyle anlar için belimde hep bir tabanca olsun isterim . O anı yaşamayı es geçip mermiyi namluya ufak bir diz hareketi ile sürüp kafama doğru patlatmak için . Bilmem siz hiç “Allah’ım ne olur bir mucize olsun , belimde bir tabanca var olsun . Ya da göm beni buraya , son gördüğüm şey O olsun ” diye dua ettiniz mi . Ben ettim . Elimi belime attım . Boş . Tırnaklarımı geçirdim avucuma . O kadar savunmasızım ki otobüsün kaza yapma ihtimalini düşünmeye başladım.

Beni gördü .

Hayır görmedi .

Gördü işte . Uzatma . Sakin ol ve sakın bakma .

Durakladı . Arkasında birisi daha vardı ona döndü . Ceketinin cebini düzeltti . Zannımca sevgilisi , ön yargılı olmamak lazım .

Bir adım attı . Yaklaşıyordu

Bir adım daha , kalp sektesi başladı .

Bir adım daha . İnfilak etsin şu otobüs artık .

Son adım . Yanındaki kişi , yanıma kadar geldi . Omuzlarımız değecek . O arkamda . Olmasını istediğim yerde ama olmak istediğim yerde değilim . Hep sırtımda olsun isterim onu . Kollarımda değil.

Sonra Kalender çalmaya başladı .

‘… gözünün rengi bir bulut şu göğsüme dolsun . Hem neler olurdu bir düşün , düşünmek onurdur . Bir garip hale düşen ne berduş…’

Allah’ım ver artık şu belamı . Nolur al beni , göm buraya .

‘…bir nefes senden olsa olur mu ? .’

İşte Saian geliyordu yine . Ne kadar da güzel . Saian geliyordu . Yolun sonu gelmiyordu ama . Üniversiteye girmek üzereyiz . Hala arkamdalar .

‘.. bütün dargın çiçek isimleri gibi adın’

Ötenazi hasreti , otobüsün leş kokusu . Sigara krizi . Çakmak yoksunluğu . Anlamsız bir ölüm hasreti . Düşmek üzereyim ama sadece ben biliyorum .

‘..dudak kıvrımında devrik bir tramvay , insanlar gülmeleri mahcup’

Kafamı cama vurabilirim ama ölmem . Camdan geçmelerim meşhurdur , deneyimliyim . Kan yerine yine öfke akıyor damarlarımda. Kime öfkeliydim ? Kendime mi ? O’na mı ?

‘..sen o cumartesi gününün kırmızısı ve kauçuk , pabuçlarının küçük beyaz türküsü ‘

Sahip olmadığım her şey için üzgünüm . Mutlu edemediğim her şey için kızgın . O kadar kızgınım ki kendime , şimşekler düşse bedenim hasar almaz .

‘..seni nereden tutup çıkarsam sen hep öbürküsün . Hani bir çift laf edersin kalbin kuş olur . Hani el tuşları olur bir kent o zaman kent olur’

Çok az kaldı inmeme . Şarkı bitmedi . O inmedi .

‘..bi yaşım daha kayıp bu gün , bi yanım daha zayıf fakat , bir adım daha uzaktasın , bir kadın daha yazık . Kitabım daha kalın tabi , tiradım daha yalın ve de inadımdan sakın benim bitişim daha yakın ‘

Bittim ve indim . Bir daha hiç inmeyecek gibi indim . Bir daha hiç görmeyecek gibi baktım ona .

‘.. gözünün rengi bir bulut şu göğsüme dolsun..’

5 Şiirden 1 Adam

Yılkıdır gözlerinden geçen maveradır kanım
Patlatır ötenazi dar ağacımı göğsünde sallanırım
Unuttuğum kelimeleri şiir dolu sokaklarda ararım
Yeşeren ağaçları aklımda yaktım da geldim

Nice ormanları topraksız bıraktım
Ben bana düşman oldum sakallarımı ağırttım
Bu aralar Beyaz Türküm belki Bolşevik bir Slavım
Aç kalmadım yine kendi selamı dinledim de geldim

Ah şu intiharlarım uyuşuk duvarlar ağırlığında
Ne güzel susmuştuk seninle 87 baharında
Hani Muhsin Ünlü derdi ya merminin biri bin para
Bir paraya bin kere mermiler atıp da geldim

Babam bir serseri ve konu bundan çok uzak
Odasında Kur’an okur duvarında asılı bir kasnak
Ben bu çağa karşıyım güzelim ve gözlerim senden ırak
Korkmuyorum artık ölümden cehennem olup da geldim

5 kişiden bir şair çıkarıp da geldim
5 kişi gibi bir şiir çalıp da geldim
Bir şiir gibi 5 kişi öldürdüm de geldim
Bilmem 5 kişi gibi ölüp mü geldim