Kralların Oyunu 1.Bölüm : Piyonlar

Hayatının tamamını dümdüz yürümeye, kaybedeceği ya da kazanacağı bir şey yoksa yolundan sapmamaya gayret eden bahtı sikik piyadeler. Önünde çok uzun, gayret ve risk taşıyan, kimi zaman çıkmazlara, kimi zaman açmazlara sokan bir yol. İlk onlar gözden çıkarılır. Kimi zaman sadece stratejik avantaj için bile feda edilir. İntikamı bile alınmaz, unutulur gider. Ha şayet aralarından biri şanslıdır (ki bu genelde A ya da H piyonu olur) yolun sonunu tamamlar. Bu durumda genelde oyun 30  (İki tarafın yaptığı karşılıklı hamleler tek sayılır. Ayrı sayarsan eder 60) hamleden önce olmaz. Olur da yolunu tamamlarsa istediği her şey olabilir diye düşünmeyin. Sadece konulduğu amacı tamamlamış olur. Yerine başka bir taş alınır. Şah hariç.

Tabi hepsi bu kadar şanslı değildir. Dizilirler hatlarına. E ya da D piyonu anında sürülür öteye. Ne olduğunu bile anlamaz garibanlar. Bir anda karşısına yine ona çok benzeyen ama bir yandan da farklılık gösteren başka bir piyon sürerler. Birbirlerine bakarlar öylece eğer başka bir etken olmazsa. İçlerinden hep “Neden bunu yapıyoruz?” diye düşünseler de, bir zaman sonra onlar da savaşa alışır. Kimisi merkez hakimiyetini gerçekten önemser. Kimisi de beraber çarpıştığı arkadaşlarının düştüğünü görünce ölüm uğruna intikamını alır. Fakat sonuçta çoğunluğu ölüme mahkumdur. Bunun farkında bile olmazlar başlarda. Yavaş yavaş anlarlar. Ellerinden hiçbir şey gelmez. Ya savaşın vahşetine ayak uydurup sertleşecek, ya bir etken olmadığı için karşısındakine kin duyarak bekleyecek ya da öldürülecektir.

Aralarından genelde B veya G piyonları Şahın rok attıktan sonra korumalığını yapar. Artık kendilerini daha rahat hissederler. Memur gibi, ne uzalır ne kısalır genelde. Tehlike düşmüştür. Fakat bu bir anda değişedebilir. Ani bir feda ve taktik üstünlük ile aralarından birinin düşmesi Şahın öldürülmesi için yeterli olabilir. Sonuçta her şekilde onlar da ölebilir. Oyunu kazansanız da, kaybetsenizde.

Kısaca, bu oyun belki kralların, belki üstün zekalıların belki kendini öyle zannedenlerin, belki eğlenmek isteyen herkesin oyunudur. Fakat şu bir gerçektir, taraflardan biri çekilmediğinde ya da beraberlik imzalanmadığında yani kısaca oyun bu etkenlerden kurtulup olduğu gibi devam ettiğinde piyonlar her zaman ölür. Yegane amaçları tuzak olmaktır. Yemdir onlar, daha fazlası değil. Çünkü piyonlarını kaybetmeden kazanan ya da kaybeden tek bir kişi yoktur. Onlardan daha değerli midir feda edildikleri şeyler? Maalesef oynayan herkes için öyle.

Otoriteler, totaliteler de böyledir. Siviller stratejik konum, burjuvaların gelişimi ya da sadece merkezi üstünlük benzeri şeyler için feda edilebilir. Sonucunda kazanan ve kaybeden olsa ne fark eder? Bunca kan döküldükten sonra zaten herkes kaybetmiştir.

Uzun Bir Aradan Sonra Freud’u Hala Anlamıyorum

Şimdi ben tek ve yalnızca
Bir odada gecenin dibini sıyırırken
Dumanı bağlamama üflüyorsam
Bunun sorumlusu sadece parmaklarım olamaz
Kısa gelmiş olmalı dinatimin fitili
Ve maden ocakları gökten yağmıştır
Şehre yeni bir tiyatro gelmiştir belkide
-Masada hala yarım bir bira var

Aslında kafamda bitmemiş bir savaş yok
Daha çok sakin ve huzurlu bir mezarlık
Artık kelimeler bile bol geliyor dilime
Kararsızlık ile münakaşa ve pazarlık
Çünkü zafiyet geçiriyor tüm bedenim
Sigaramı söndürürken küçük bir mutsuzluk
-Lütfen beni yanlış anlama

Yani haykırmak istiyorum bende göklere karşı
Sadece kafiyeler dizmek yeterli değil
En azından geceleri dinlerken bir şarkı
Bira da içebilsin misal yarenlik etsin
Mermiler küvezden değil
İlla lazımsa benden de seksin
-Ben Freud’u hiç anlamıyorum

Kırbaçla firavununu kuyu tekrar taşana kadar
Ya da benim kadar sefil bir hayat sür
Kel kör kirpiksiz kırk kurtun korktuğu
Bir rüya
Verilmiş bir söz
Bir büyük rakı
-İşte şimdi bir mermi beynimdeki yankı

50 Yaşıma Şiir

Bende gençtim
Henüz sakallarım paslanmamıştı
Ölüm ağzımın kenarında ideolojik bir yara
Sigara sarardım ellerim sararıncaya dek
Bazen sadece sararmak isterdim
Yeniden yeşerme umuduyla
Canımdan da çıktı cebimden de
Hani ikiside değersiz ya harca Allah harca
Bi’ sonu yokmuş gibi dünya

Kitaplarım vardı tekrar tekrar aldığım
Mağrur ve marjinal şiirler yazardım kafamda
Bir türlü dökemezdim kağıda
Sonra aşık olurdum
Bir şarkıya bir kuşa ya da bir düşe
Kovalar dururdum sokak köpekleri gibi
Tepemden bakmasına izin vermezdim güneşin
Bütün devrimlerimi gece yapardım
Bütün şiirlerimi gece yazardım
Haddim olmadan da bir kaç başarı sağladım

Bir derdim vardı ve olmalıydı
Çünkü acı aynı olsa da dertler farklıydı
Ölümlerimizi yarıştırırdık
Kimisi düşer kimisi koşardı
İşte bende gençtim
Koşsa da yüreğim hayallere öldü sanırdım
Asla bi kadına çiçek alamazdım
Ya da gözlerinin içine bakıp öfkemi yutamazdım
Benden en fazla 22 yaşında huysuz bir baba olurdu
Kızına verdiği nasihat fizik kuralları ile ters düşerdi
Kabullenemezdim bazı şeyleri bende
Kafam karışırdı

Nefret ettiğimde aşık olduğum da aynı kadındı
Bi kumsalda paslandı sonra sakallarım
Soldan sağa geçince sıkışan kalbim
Tekbir getirmeye başladı birden bire
Esir düştüm çürüttüğüm ormanlara
Bir Bolşevik edası ile attım adımlarımı
Kumsal bitmedi fakat yürünecek yol da kalmadı
Sonra bi kadın bi çiçek ve la bemol
Kucağında benden olma bir tohum
Gözlerimizden rahmet yağdı
Yıkıldık yerlere yeksan olmadan
Saçlarımı okşadı hem de hiç dokunmadan
Göğsüme közden bir kalem değdi
Hapsetti bu rüyayı kemiklerimin arasına

Her gece aynı rüya her gece aynı dua
Ölüm bile yarışamaz bu umutla.

Barut Komplosu ( 5 Kasım )

Remember , remember the fifth of November
The gunpowder treason and plot
I see no reason why gunpowder treason
Should ever be forgot.

Guy Fawkes , ’twas his intent
To blow up king and parliament
Three score barrels were laid bellow
To prove old England’s overthrow

By God’s merch he was catched
With a dark lantern and lighted match
Holler boys , holler boys , let the bells ring
Holler boys , holler boys , God save the King

Çoğunluğun artık unuttuğu fakat hikayesini yüreklerine kazımış insanların unutamayacağı bir gün . Hatırla , hatırla .. 5 Kasım gününü hatırla . 1982’de yazılmış resimli bir roman , aynı zamanda
2005’te çekilmiş ve türünün en iyilerinden birisi olan ”V for Vendetta” filminin/romanının (bundan sonra film diye bahsedicem) konusu olan 5 Kasım günü . Öncelikle sizlere az bilinen bu ”5 Kasım” gününün gerçek hikayesinden bahsetmek isterim . 1605’te bir grup İngiliz katolik , kralı ve aristokratları öldürmek için, 5 Kasımda parlementoyu patlatmaya karar verdiler. Kasım ayı olmasının sebebi Aristokrasi Zirvesin’in bu ay yapılması. Robert Catesby ve Guy Fawkes önderliğinde yönetim etkisiz hale getirilecek ve halk ayaklanacaktı . Fakat olmadı . Eylemcilerden birinin sarayda bulunan bir yakınına 5 Kasımda orda olmamasını belirttiği ve bunun yönetime sızmasından ötürü Guy Fawkes eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştır . Sonrasında türlü işkenceler gören Guy Fawkes , sonunda dayanamyıp diğer eylemcileri ifşa etmiştir. Bunun sonucunda tüm eylemciler idam edilmiştir . Filmimiz , bundan yüzlerce yıl sonra ve tam da 2020’de, ”V” adında bir karakterin önderliğinde ilerliyor . 5 Kasımı yeniden hatırlatmak , totaliter ve baskıcı sistemi yıkmak , kendi intikamını almak ve Guy Fawkesin başlattığı eylemi nihayete erdirmek adına bir devrime girişiyor . Spoiler vermek ve filmi izleyecek olan varsa tadını kaçırmak istemiyorum . Günümüzde 5 Kasım bir eğlence , bir festival gibi kutlanmakta ve Guy Fawkes maskeli kuklalar yakılmaktadır . E hakları en nihayetinde . Sonuçta kendi vatanlarının en büyük haini ilan edilmiş kişiyi , sembolik olarak yakmak .

Bilemem ki Guy Fawkes bir hain midir ? Gerçekten Guy Fawkes tarih kitaplarında yazıldığı gibi eyleminde başarısız mı olmuştur ? Bunun pek önemli olduğunu sanmıyorum. Önemli olan şey bunun 2005’te yeniden hatırlatılması . V for Vendetta bizlere ne yapmamız gerektiğini söylemeye çalışan bir filmdir . Eğer devletine güvenmiyorsan , polislerin her an herhangi karşıt bir fikrin için seni gözaltına almasından işkence etmesinden korkuyorsan , toplumunun devlet ne derse ”Evet , doğrudur” dediğini düşünüyor ve yozlaştığını görüyorsan , dil , din ve ırk konularında bir çatışma ortamı hakimse , adaletsizlik , hırsızlık ve usulsüzlük devletin ve milletin her köşesine yayılmış ise, ayağa kalk ! İşte sana bunu anlatmaya çalışıyor . Fakat biz insanlar o kadar değiştik ki.. Sahibini hatırlamadığım bir söz var , ”İnsanlar önceden devletlerinden ve yaşantılarından mutsuz ise devrim yaparlardı . Şimdi alışverişe çıkıyorlar” diye . Keşke haksız diyebilsem fakat haklı . Ama geri dönülemez değil . Neden önümüzdeki 5 Kasımda farklı bir dünyaya uyanmayalım ? Neden önümüzdeki 5 Kasımda dertlerimiz bitmesin ? Neden ? Neden korkalım ? Kaybedecek neyimiz kaldı ? Bir çoğunuz için demode olmuş bu lakırdılar gönlümde ve aklımda kor bir ateşle kazınmış gibi . İnanıyorum ki yeniden , tüm insanlık uyanacak ! Onlara haksızlık eden devletlerden ve politikacılardan hesap soracaktır . Belki önümüzdeki 5 Kasım , belki bu yaza.. Kim bilebilir ki ?

Dua

Bazı geceler kalem yerinden oynamıyor Cennet Ehli
Yardımıma Hazreti Hamza gelecek diye bekliyorum
Cennetleri anlatacak sonra ben yazacağım
Hatta biraz çaba ile melal yazgımdan kaçacağım
Totaliter sistemi unutup distopyayı yakacağım
Ama ancak kalemim oynarsa yerinden
Ve yine bazı geceler kelimelerim düğümlenmezse
Bazen gücüm olmuyor bazen güçsüzlüğüm
Kim kendi hayallerine sahip olabilir ki
En azından Afrika topraklarında aç değilim diyorum
Kafamı kaldırıyorum odama bakıyorum
Sonra odam kafamdakileri eziyor bir taşla
Gözlerim büyüyor narsist bir aşkla
”O kalem oynayacak” diyorum oturduğum yerimden
Penceremden sokağa bakıp sosyolojik tespitler yapıyorum
Kitaplara gömülüp Hitlerin kaybedişini
Kendime dönüp hayallerimden vazgeçişimi
Ve binlerce yıl adına insanlığı anlamaya çalışıyorum
Aslanlarımı da açıklayamıyorum astıklarımıda
Nasıl olur Cennet Ehli şimdi bir rüya
Kalem mi oynatır gerçekten parmağı yerinden
Susar mı yıldızlar sen sigara yakınca
Çocuklara ekmek götürebilir miyiz bu karda kışta
İşte Cennet Ehli aklımda senden korkak sorular bütünü
Sarı parmak uçlarım sigaramdan ötürü
Şimdi genç yaşımda bilmediğim çok şey var
Ürkütüyor beni bu bilmediklerim
Öğrenmeyip öğretemediklerim özlemlerce
Senden şefaat beklemiyorum fakat
Dualarında Rabbime sende fısılda dediklerimi
Allahım kalemim yeniden kırılmasın
Hükümet sansasyonel açıklamalar yapmasın
Şehre bir tiyaro gelsin tez vakitte
Caddelerde kan lekesi olmasın
Cennet Ehli bulunsun buldurulsun
Bir kaç ömür daha yoluna harcanmasın

Zair

Hayat onu tuttuğum yerden ısırdı parmaklarımı
Toprağı kanattı tırnaklarımı
Sürüklendim bende rüzgarla birlikte Anadoluya
Ruhum bir tezene oldu
Sokaktan geçen ayakları izledim penceremden
Güneşin düştüğü yerlere küfrettim
Küf koktu kelimelerim umarsızca
Kalbim kazındı azaldıkça
Ben şehri değil bileklerimi terk ettim
Vazgeçtim hayata tutunmaktan
Ki Anadoluydu burası
Acının cennete giden köprüsü
Ne bir mavilik var koynunda motor sürülecek
Ne de kaçacak bir yer var annemin kolları gibi sıcak
Cerh etti ruhuma aslımdan kaçamayacağım
Ben babamın ibtilasıydım
Annemin dokundurtmadığı yarasıydım
Gözlerim karardı aşkın hiddetinden
Yaşamayı nasıl olurda bu kadar sevebilirdim
Nasıl tutabilirdim yeniden kendimi
Tuttum işte
Tüm intikamlar adına sabır ettim
Tüm çocuklar adına tebessüm
Bir balon tutuşturdum göğsüme
Yavaşça göğe yükselişini seyrettim
Aradan zamanlar geçti bir hayli
Ne akan kanım kurudu ne kelimeler
Ve anladım ki
Ey Rabbim , ey insanlar ve kitaplar
Ben mecruh bir memleketin attığı son izmaritim
De ki ölüm geldi kapımı çattı
Ne kilidim var evimde ne bir kilimim
Alacağı canım değil mi alırversin canımı
Bir sigaranın sönmesi neyi değiştirir ki ?

Güneş Yüzümüzde Sıkılgan

Keşke benimde yağmurlarım sır tutmasını bilse
Kapımın önünden bir tren istasyonu geçse
Caddeye fahişeler genelevlere sanatçılar
Çocuklar dağlara komplolar mezara
Bu gün günüm güzel geçerdi

Elçibey Caddesi kayarken ayaklarımın altından
Bi sigara alsam karşılığında 5 gümüş şiir
Bir fırına girsem ekmek için gerçek emek
Bir ölü görsem ölüce konuşsam onunla
Gücenirdim mahalleme

Evimi yerdelenlere inşa etsem
Penceremden insanların ayaklarını görsem
Üç kel kör kirpi ailem
Tüneller kazsak dünyanın dibine
Ben yine Dazai okurdum

Kulağıma bir ezgi çalınsa Anadoludan
Tezenelerle bağlasalar parmaklarımı
Bilselerdi hayal kırıklığı sandıklarımı
Ahrazlarımı cam kesmezdi belki
Belki ben yine haykırırdım göklere
Uzanırdım yanına
Seni dünden gelen anı gibi severdim
Ütü masasında kahvaltı getirirdim
Dizlerini diker dizelerimi döverdim

Şimdi çay içiyorum evimin kilerinde
Karşımda bir tutam buğday bir bidon peynir
Kişiliğim kadar yerim yok ama kişiliğim var
Bu odada yanlız hayaller yaraları sarar.

İç Döküntüsü

Haşa minel huzur efendiler söyleyeceklerim . Kısa ömrün zararından öte gitmez kelamım . İsterseniz böyle buyurun isterseniz öyle . Fakat söyleyeceklerimi ikiletmeyin.
Vakit benim için bildiğimi söyleme vaktidir . Çünkü gücüm ve hevesim ancak şimdi var . Fikirlerim ve avaneleri istila etmekte aklımı . Sesim çıksın istiyorum bende . Bir buğ kaplasın mutfak camını . Deseniz ki ”Nedir fikrin avare ?” , söylenecek pek somut bir şey yok . Ütopik , romantik , platonik… Belki biraz şairane . Ne de olsa hala aklımı kaybetmiş değilim , bu da dediklerimin hala ciddiye alınabileceği anlamına geliyor . O yüzden korkuyorum . Belki birileri dediklerimi ciddiye alırda , en azından mahallemde bir kaos çıkar diye . Ne yazık ki dediklerim kaos çıkaracak cinsten . En azından kavga . Eleştirimi ve iletimi korkusuzca , arkasını düşünmeden ve bazen haddimi de aşarak yaptığım için kimi insanlar bunlara kızabiliyorlar . Fakat yabana atılmasın şu gerçek , dediklerim gayet dürüstçe söylenmiş sözler . Gördüğüm ve gösterebileceğim her şey sözlerimdedir vesselam . Yalan söylemek gibi bir aptallık ve insanları kandırarak yaratılan gerçekliğin çok uzun sürmeyeceğini bilecek kadar yaşadım . İşte eleştiri yaptığım ve kızdığım bazı eşrefi mahluklar , hiç yaşamamış gibiler . Gayet tabi herkes benim dediğimi dinleyecek ve bundan feyz alacak değil , fakat yaşamak için kimsenin beni dinlemesi gerekmez . Yaşamak için görmek gerekir . İşitmek gerekir , hissedebilmek gerekir ve dünyadaki her canlı bunları başarabilir . Zaten dert burda başlıyor . Yapabileceğimiz çoğu şeyi yapmazken , yapmayacağımız neredeyse her işe kolları sıvıyoruz . ”Denedik olmadı.” demek için harcanan zaman kursağıma diziliyor . Öldürüyor beni efendiler . Sahtekar emekler beni öldürüyor . Kimi zaman verilen emek yanlış kimi zaman emek verilen . Bu insan da olabiliyor , istek ya da hayal de . Zannediyorum ki dert gerçekten bir şeyleri düzeltmek olsa bunca insan boş olduğunu bildiği halde anlamsız ve saçma şeylere emek vermez . Neden kendimi durduruyorum ki ?

Sizlere yaşamak bazen o kadar zor geliyor ki bana , tahmin edemezsiniz ki keşke edebilseniz . Bazılarınızın böyle yetileri olduğunu bile düşünmüyorum . Kaçtığım her şey sayenizde , kaçırdığım her şey sizin yüzünüzden . Neden bu kadar eminim ? Çünkü doğruyu söylemekten şişen dilimi ettiğim küfürler söndürüyor . Küfür ettiğim için kötü , doğruyu söylediğim için acımasız ve dışlanmış olmakta cabası tabiki . Nefretimi de sevgimi de döktüğüm bu satırlar belki bir gün benim gibi hisseden bir insana da yanlız olmadığını hatırlatır , düştüğü melalden kurtarır . Fakat sizi kurtaracak bir şey düşünemiyorum . Haşa minel huzur.

Cebimde Bir Karasızlık Var

Yine bir seçim yolu ve aklım fazla karışık
Ben sadece huzurlu bir şekilde içmek istemiştim
Belki de hak etmiyorumdur hiçbir tercihi
Öyle bir şey gelsin ki başıma
Asla pişman etmesin beni
Ömrümün sonuna dek
Ya da biri çıksın beni seçsin
Gerekirse pişman etsin
Sonum ömrüne denk
Kararsızım ve kararsızlık karartıyor kellemi
Belki hayat da bana karşı belirsizdir
Belli belirsiz.

Şavk Giz Kuz

Gökyüzü yine aynıydı limansız şehrimde
Motif haline geldim zorunluluklar arasında
Halbuki ben bir şarkı olmak isterdim
Kulaklarda dolanmak meyhane masalarında

Ölüme şahit olunca ölen ile birlikte
Ve ölenin asla duyamayacağı gerçekle
Terk ettim şehri kulaklarda şarkı
Gemilerin yollarına ışık olmak için

Büyümeye çalışan bir çocuk buldum fenerde
Elleri ceplerinde utanarak kendini tanıyor
Gün geldi o koca fener yıkıldı tepemize
Büyümeye çalışan çocuk ölürken ellerimi tutuyor

Sırtımda kaldı hayatta kalmanın tadı
Verilecek hesabım bir sokak köpeği tarafından
Eğer sevdaysa mesele sor parmaklarıma
Anlatsın neymiş aşık olmak bir satıra